Kaslar Sporla, İrade Oruçla Gelişir: Ramazan’da İçsel Gücün Yolculuğu

İstanbul’da yaşadığım dönemde, Ramazan ayının serin bir akşamında üç arkadaş, iftardan sonra bir kafede buluşmuştuk. Uzun zamandır görüşmemiştik. Bir tanesi 16 yıldır spor yapıyordu. Kendisi düzenli olarak spor salonuna giden, sıkı bir antrenman programı uygulayan biri. Sohbet koyulaşmıştı ki konu oruca geldi.
Sporcu arkadaşım; “Bu ay oruçla sporun temposunu birlikte götürüyorum,” dedi.
Hayretle sordum: “Açken ağırlık kaldırmak, antrenman yapmak zor olmuyor mu?”
Sakin bir edayla gülümsedi:
“İrade de kas gibidir,” dedi. “Nasıl ki düzenli antrenmanla kaslarımı geliştiriyorsam, oruç da ruhun ağırlığını taşıma antrenmanı gibi. Kaslarım salonda gelişiyor, iradem ise oruçla. İkisini birlikte çalıştırmak bana bütüncül bir denge sağlıyor. Ben zamanında Antalya sıcağında oruç tutarak salona gitmiş adamım” dedi.

Arkadaşımın bu sözleri, beni orucun zihinsel boyutlarını yeniden düşünmeye itti. Gerçekten de oruç sadece aç kalmak mıydı?

Oruç, yalnızca bedensel bir açlık hali değildir; aynı zamanda zihni ve duyguları eğiten bir iç disiplin yolculuğudur. Psikoloji alanında yapılan çalışmalar, orucun bireyin özdenetim becerilerini geliştirdiğini ortaya koyar. Roy Baumeister’ın özdenetim teorisine göre, irade tıpkı bir kas gibidir; nasıl ki kaslar çalıştırıldıkça güçlenirse, irade de kullanıldıkça gelişir. Arkadaşım da yüksek bir ihtimal Baumeister’in özdenetim teorisine hâkimdi.  

Oruç tutarken anlık arzuları ertelemek, yeme içme gibi temel dürtüleri kontrol altına almak, beynin karar alma ve kontrol merkezi olan prefrontal korteksi aktive eder. Bu da sadece fiziksel değil, zihinsel dayanıklılığı da artırır. Sonuçta kişi daha sabırlı, daha farkında ve duygularını daha iyi yöneten biri haline gelir. Kısacası, oruç bedenin değil, aynı zamanda zihnin ve ruhun da terbiyesidir.

Stanford Üniversitesi’nde yapılan meşhur “gecikmiş haz” deneyleri, sabredebilmenin yaşam başarısı üzerinde önemli bir etkisi olduğunu gösteriyor. Bu deneylerde, tatlıyı hemen yemek yerine bir süre beklemeyi tercih eden çocukların ileriki yaşamlarında daha özdisiplinli ve başarılı bireyler oldukları görülüyor. Aynı ilke oruç için de geçerlidir.

Gün boyu açlıkla yüzleşmek, sadece fiziksel bir sınav değildir; aynı zamanda sabrı öğrenmenin, duyguları yönetmenin ve içsel dengeyi kurmanın güçlü bir yoludur. Oruç, bireyin kendine “şimdi değil, sonra” diyebilme becerisini geliştirir. Bu da hayatın diğer alanlarına yayılan güçlü bir irade ve özkontrol duygusu kazandırır.

Oruç, yalnızca bireysel bir ibadet değil; aynı zamanda insanlar arasındaki sosyal bağları güçlendiren ortak bir deneyimdir. Sahurda uykusuz gözlerle kalkmak, iftar vakti aynı sofrada buluşmak gibi ortak ritüeller, topluluk bilincini ve dayanışma duygusunu besler. Bu paylaşılan zamanlar, insanlara ait olduklarını hissettirir ve empati duygusunu artırır.

Aç kalmak, kişinin sadece kendi ihtiyaçlarını değil, başkalarının yokluklarını da düşünmesini kolaylaştırır. Bu da zekât vermek, iftar daveti düzenlemek ya da ihtiyaç sahiplerine destek olmak gibi paylaşım odaklı davranışları çoğaltır. Zamanla, “Ben acıktım” düşüncesi yerini “Bu açlık bana sabrı, anlayışı ve başkasını gözetmeyi öğretiyor” farkındalığına bırakır. İşte bu zihinsel dönüşüm, orucun ruhunu derinleştirir.

Oruç, insanın sadece iradesini değil, metanetini yani zor zamanlarda sakin ve dirençli kalabilme becerisini de geliştirir. Açlıkla, susuzlukla ve günlük alışkanlıkların sınırlanmasıyla baş etmek, stresle başa çıkma kapasitesini artırır. Yapılan araştırmalar, oruç sürecinde stres hormonu olan kortizol seviyesinin düştüğünü ve bunun da kişinin daha dengeli hissetmesine yardımcı olduğunu gösteriyor. Bu süreç aynı zamanda psikolojik dayanıklılığı (resilience) güçlendirir.

Oruç tutan kişi, hem kendine hem çevresine karşı daha anlayışlı ve şefkatli hale gelir. Çünkü sabretmeyi öğrenen biri, başkasının zorluklarına da daha geniş bir yürekle yaklaşır. Zamanla sabır ve tahammül eşikleri yükselir; kişi, hayatın zorluklarına karşı daha sağlam durmayı öğrenir.

Oruç, sadece Ramazan ayıyla sınırlı kalmak zorunda değil. Haftada bir ya da iki gün —özellikle pazartesi ve perşembe günleri— oruç tutmak, hem bedeni hem de iradeyi diri tutar. Bu alışkanlık zamanla kişinin günlük hayatındaki farkındalığını artırır. Yemek yeme düzenini gözden geçirmek, açlıkla birlikte gelen duygusal tepkileri tanımak ve yönetmek, sadece fiziksel değil zihinsel bir dönüşüm de sağlar.

Davranış bilimleri, bir alışkanlığın oluşması için en az 21 gün, ideal olarak ise 66 gün boyunca tekrar edilmesi gerektiğini söyler. Bu süre boyunca oruç pratiğini sürdüren biri için Ramazan, artık sadece bir takvim ayı değil; içsel disiplinin, sabrın ve farkındalığın geliştiği bir kişisel dönüşüm sürecine dönüşür.

Sonuç olarak oruç, yalnızca bir dini vecibe değil; psikolojik güçlenmenin, sosyal bağların derinleşmesinin ve duygusal esnekliğin de bir yoludur. Asıl mesele, bu kazanımları Ramazan’la sınırlamamak ve hayatın geneline yayabilmektir.


Yorumlar

“Kaslar Sporla, İrade Oruçla Gelişir: Ramazan’da İçsel Gücün Yolculuğu” için 4 cevap

  1.  Avatar
    Anonim

    Teşekkürler hocam, izninizle paylaşıyorum.

    Liked by 1 kişi

    1. Memnuniyet duyarım

      Beğen

  2. Ramazan Uykun Avatar
    Ramazan Uykun

    Sorun şu ki oruç tutan kalmadı.

    Liked by 1 kişi

    1. İbadetler bireyseldir, kişiyi bağlar. Kuyumun kıymetini sarraf bilir. Yazı sarraflara atfedilmiştir.

      Beğen

Sezai Korkmaz için bir cevap yazın Cevabı iptal et