Okumayanların Okuyanlara Karşı Zaferi


Bir üniversitede öğretim üyesi olan bir arkadaşım, arabasını sanayiye götürüyor. Aracın başına gelen ustaya arızayı anlatıyor ve sanayi ustası, aracı Suriyeli kalfaya yapması için talimat veriyor. Usta bir yandan işlerini takip ederken bir yandan da soruyor: “Hocam, siz ne iş yapıyorsunuz?” Arkadaşım gülümsüyor, “Üniversitede ders veriyorum” diyor. Usta, gür bir kahkaha atıyor: “Vay be! Benim oğlan da üniversiteye gidecekti, ama ben göndermedim. Şimdi benim yanımda çalışıyor, ayda senden fazla kazanıyor. Boşuna okumasın dedim” diyor. Senin aldığın parayı biz çıraklara veriyoruz hocam artık diyor. Dahası da var ama aktarmaya gerek yok. Bu sözler şaka gibi söylense de, arkada yatan mesaj oldukça ciddi: Artık bilgi değil, para konuşuyor.


Türkiye’de uzun bir dönem boyunca okuyan insanlar, toplumsal saygının, ekonomik istikrarın ve kişisel başarının doğal adayları olarak görülmüştü. Eğitimli olmak, yalnızca bilgi sahibi olmayı değil, aynı zamanda toplumun yönünü belirlemede söz sahibi olmayı ifade ederdi. Ancak günümüzde bu denge belirgin biçimde değişmiş durumda. Üniversite mezunu pek çok insan düşük ücretli işlerde çalışıyor ya da işsizlikle mücadele ediyor.


Türkiye’de son yıllarda sessiz ama derin bir zihinsel değişim yaşanıyor: okumayanların, okuyanlara karşı üstünlük kurduğu bir çağdayız. Aslında klasik mektepli-alaylı tartışması ama bu sefer alaylılar psikolojik zorbalık düzeyinde baskınlar. Ve bunu dile getirmekten keyif alıyorlar. En azından böyle bir algı toplumun birçok kesiminde kökleşmiş durumda. Eskiden “oku da adam ol” denirdi, şimdi “okudun da ne oldu?” diye alay ediliyor. Bu, sadece bireysel başarıya indirgenmiş bir mesele değil; kültürel, ekonomik ve hatta siyasal bir dönüşümün işareti. Yani bilginin düşüşü…


Köy öğretmenleri, mühendisler ve doktorlar daha önce toplumsal kalkınmanın öncü figürleriydi. Ancak son yıllarda bu denge hızla değişti. Bugün üniversite mezunları arasında işsizlik yaygın; akademik kariyer yapanlar bile geçim sıkıntısı çekiyor. Buna karşılık, sanayideki ustalar, kuyumcular ya da küçük esnaf; çok daha yüksek gelirlerle, ekonomik olarak daha güvenli bir hayat sürebiliyor. Bu sadece bireysel başarı değil, giderek kolektif bir algıya dönüşüyor.


Tarihsel olarak mektepli olmak, yalnızca eğitimli olmak değil; statü sahibi olmak, saygınlık kazanmak demekti. Cumhuriyet’in kuruluş ideallerinde eğitim, sınıf atlamanın meşru ve güvenilir yolu olarak görülüyordu. Öğretmenler, doktorlar, mühendisler toplumun öncüleriydi. Bugün ise sosyal medya fenomenlerinin, oto galericilerin, kripto para yatırımcılarının ya da emlakçılıkla zengin olmuş kişilerin başarı öyküleriyle çevriliyiz. Bu yeni figürler, “okumadan zengin olmuş” olmanın birer simgesi haline geldi.


Elbette bu yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Ancak Türkiye’de bu kırılma, duygusal ve kültürel olarak daha sarsıcı yaşanıyor. Örneğin İngiltere’de üniversite hâlâ sosyal mobilitenin anahtarı sayılır. Üniversite mezunları iş bulma, gelir elde etme konusunda hâlâ göreli olarak avantajlıdır. Oysa Türkiye’de mezuniyet çoğu zaman işsizliğe, güvencesizliğe ya da asgari ücretle geçinmeye denk düşüyor. Bu da toplumun eğitimle olan inancını zedeliyor, hatta okumuş bireylere karşı alaycı bir dilin yaygınlaşmasına yol açıyor.


Ancak burada sormamız gereken temel bir soru var: Bu gerçekten bir zafer mi?


Okumayanların, okuyanları küçümsediği; paranın, bilginin önüne geçtiği bu düzlem, kısa vadede kimi bireylere güç ve özgüven kazandırsa da, uzun vadede bir toplum için yıkıcıdır. Çünkü bilgi küçümsendikçe toplumun ilerleme kapasitesi azalır, vasatlık normalleşir, liyakat değersizleşir. Bir toplumun yükselmesi için sadece zenginliğe değil; düşünen, sorgulayan, etik ilkelere sahip bireylere de ihtiyacı vardır. Para bir başarı ölçütü olabilir ama tek başına bir medeniyet ölçütü değildir. Zenginlik kadar önemlisi; o zenginlikle ne yaptığı, ne ürettiği, ne bıraktığıdır. Bugünün kutsanan eğitimsiz insanları ülkenin ileri gitmesini ve gelişmesini sağlayamaz.


Bu yazı bir karamsarlık manifestosu değil. Tam tersine, bir farkındalık çağrısıdır. Ancak bu gidişatı tersine çevirmek mümkündür. Bunun için:


• Eğitim sistemi, yalnızca diploma üretmeye değil; problem çözme, üretkenlik ve etik sorumluluk kazandırmaya odaklanmalıdır.
• Okuyan bireyler, toplumla yeniden bağ kurarak, bilgiyi görünür ve işlevsel kılacak yollar aramalıdır.
• Maddi başarıya ulaşmış bireyler de, sadece kazanç değil, katkı üzerinden değerlendirilmeli ve değerlendirmelidir.
• Toplum, başarıyı yalnızca ekonomik ölçütlerle değil; katkı, anlam ve etik duruşla da tanımlamayı öğrenmelidir.


Eğitim, kısa vadeli kazanç sağlamasa da, uzun vadeli düşünsel, ahlaki ve kültürel ilerlemenin vazgeçilmezidir. Toplumun yönünü paranın belirlemesi yerine, bilgi ve düşüncenin yönlendirdiği bir dengeye ulaşmak, daha adil ve sürdürülebilir bir gelecek için gereklidir.
Çünkü bilgi, gecikse de mutlaka kendini gösterir. Ve o gösterdiği anda, toplumların kaderini değiştirir.


Türkiye’nin bu kırılmayı onarması mümkün. Bunun için yeniden bilgiyi kutsamak, eğitimi sadece diploma değil, anlam üretme aracı olarak görmek, statüyü sadece zenginlikle değil katkıyla tanımlamak gerekiyor.


Unutmayalım:
Okumak, yalnızca geçim kaygısıyla değil; düşünmek, üretmek, anlamak ve insan kalabilmek içindir.
Ve bu, hiçbir zaman modası geçmeyecek bir zaferdir.


Yorumlar

“Okumayanların Okuyanlara Karşı Zaferi” için 6 cevap

  1.  Avatar
    Anonim

    sırf memur olmak için okuyanlar ve okumanın artısının sadece para kazanmak olduğunu sananlar sayesinde durum böyle ben durumu olumlu görüyorum belki sadece ilim peşinde olanlar okur artık

    Liked by 1 kişi

    1. Sadece memuriyet olarak bakmak, kısıtlı bir bakış açısı. Eğer bilgiyi küçümsememek bu duruma dahilse size katılabilirim.

      Beğen

  2. Osman Sürer Avatar
    Osman Sürer

    Okumayanlar memlekete faydalı, diğerleri boş beleş

    Beğen

    1. Yazıyı tekrar okuyalım. Anlaşılmamış.

      Beğen

  3.  Avatar
    Anonim

    Abi bu zafer değil, resmen cehaletin para karşılığında alkışlanması.

    Liked by 1 kişi

    1. Dolaylı da olsa doğruluk payı var.

      Beğen

Osman Sürer için bir cevap yazın Cevabı iptal et