İnsanlık tarih boyunca ölümün kaçınılmaz gerçeğiyle yüzleşmiş, onu anlamlandırmaya ve hatta aşmaya çalışmıştır. Eski mitolojilerde ölümsüzlük iksirleri, dini öğretilerde sonsuz hayat vaatleri ve modern bilimde yaşlanmayı durdurma çabaları hep aynı temel arzunun—ölümü yenmenin—sonuçlarıdır. Günümüzde ise bu arayış, teknoloji devlerinin ve biyoteknoloji şirketlerinin yatırımlarıyla yeni bir boyuta taşınıyor. Google’ın yan kuruluşu Calico ve bilinci dijital ortama aktarmayı hedefleyen Neuralink gibi şirketler, ölümün üstesinden gelmenin mümkün olup olmadığını sorguluyor. Ancak bu çabalar hem etik hem de sosyal açıdan büyük tartışmaları beraberinde getiriyor.
Calico, yaşlanmanın biyolojik süreçlerini anlamaya ve bunları yavaşlatmaya yönelik çalışmalar yapıyor. Google bu şirkete inanılmaz yatırımlar yapıyor. Amaç, insan ömrünü önemli ölçüde uzatmak, hatta yaşlanmayı tamamen durdurmak. Benzer şekilde, Elon Musk’ın Neuralink projesi bilinci bir dijital ortama taşıyarak fiziksel bedenin ölümünü anlamsız hale getirme fikrini savunuyor. Bu gelişmeler bilim açısından devrim niteliğinde olsa da, beraberinde ciddi soruları da getiriyor: Bilinç bir makineye aktarıldığında gerçekten ‘biz’ olmaya devam edebilir miyiz? Sonsuz yaşam toplumsal düzeni nasıl etkiler?
Ölümsüzlük fikri yeni değil. Zülkarneyn (as), ölümsüzlük arayışına girerek Allah’a bu yönde dua etmiştir. Rivayete göre, dua kabul olmuş ve Zülkarneyn bin yıla yakın bir süre yaşamıştır, ancak zamanla pişman olmuş ve Allah’a canını alması için dua etmiştir. Bu kıssa, kutsal metinlerde doğrudan yer almasa da, bazı kaynaklarda aktarılmaktadır. Antik Mısır’da firavunlar, ahirette yeniden doğacaklarına inanarak bedenlerini mumyalıyordu. Ortaçağ’da simyacılar, ‘Felsefe Taşı’nı bularak ölümsüzlüğe ulaşmayı hedefliyordu. Dinler de genellikle fiziksel ölüm sonrası bir yaşam vaadiyle insanlara teselli sunmuştur. İslam’da, Hristiyanlıkta ve Yahudilikte ölüm bir son değil, aksine yeni bir başlangıç olarak görülür. Ancak modern biyoteknolojinin sunduğu ölümsüzlük, bu geleneksel inanç sistemleriyle çelişiyor. Ruhun varlığına inananlar için bilincin bir makineye aktarılması, insanın gerçek anlamda yaşamaya devam etmesi anlamına gelir mi? Ve asıl önemli kısmı bu mümkün mü?
Ölümsüzlük projelerine yapılan yatırımların büyük bir kısmı, dünya çapındaki milyarderlerden geliyor. Elon Musk, Jeff Bezos, Peter Thiel ve Sergey Brin gibi isimler, yaşlanmayı durdurmak ve ölümü aşmak için büyük miktarda para harcıyor. Bu durum, ölümsüzlük arayışının bile yalnızca seçkin bir kesime mi ait olacağı sorusunu akıllara getiriyor. Eğer bu teknoloji gerçekten başarılı olursa, yalnızca maddi gücü olanlar mı bundan yararlanacak? Bu durum, sosyal eşitsizlikleri daha da derinleştirebilir mi?
Ölümü öldürmek, kulağa büyüleyici ve korkutucu gelen bir fikir. Bir yanda hastalıkları ve yaşlanmayı ortadan kaldırma umudu var; diğer yanda ise etik, sosyal ve dini açmazlar. İnsanlık tarih boyunca ölümden kaçmaya çalıştı, ancak belki de ölüm, varoluşun ayrılmaz bir parçası. Sonsuz yaşamak, gerçekten daha anlamlı bir hayat sunar mı, yoksa insanı yalnızca tüketmekle mi sınırlar? Bu soruların cevabını zaman gösterecek, ancak kesin olan bir şey var: İnsan, ölümü öldürmeye hiç olmadığı kadar para harcıyor. Belki de fakirlik ve yoksulluğu bitirecek servetler, ölümsüzlük arayışına aktarılıyor.
Dinlerde ölümsüzlük, yalnızca Tanrı’nın kudretine ait bir gerçek olarak kabul edilir. İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi dinlerde, ölüm bir son değil, ahirete geçiş olarak görülür ve ölümsüzlük, dünyada elde edilebilecek bir şey değildir. Bu dinler, insanları dünya hayatını anlamlı ve erdemli bir şekilde yaşamaya teşvik eder, gerçek ölümsüzlüğün ise yalnızca Tanrı’nın iradesiyle ahirette gerçekleşeceğine inanılır.
Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et