Yasın Psikolojik ve Ruhsal Boyutları: Acıyı Anlama Çevirmenin Yolları

Hayat… Her şeyin yolunda olduğunu düşündüğünüz o sakin anlarda bile, ansızın bir uçurumun kenarına sürükleyebilir. Hiç beklenilmeyen bir anda, bir sevdiğinizi kaybedersiniz. İçinizde derin bir boşluk, tarifi olmayan bir acı yaşanmaya başlar. İnsan ne yapacağını bilemez böyle anlarda. Ne geçmişe tutunabilir, ne de geleceğe bakabilir. Sadece o anın içinde, acının karanlık dehlizlerinde savrulur durur.

Yas… Söylerken bile bir ağırlık var kelimede, değil mi? Çünkü ölümün ikizi… Şok, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme… Bu süreçte herkes farklı bir yolculuğa çıkar. İlk başta ölümün gerçek olduğu bile kabul edilmez. Sanki bir rüyaymış gibi gelir, sanki birazdan uyanacaksınız da sevdiğiniz kişi kapıdan çıkıp gelecekmiş gibi olur. Sonra bir öfke sarar içinizi; hayata, kadere, belki de kendinize kızarsınız. “Keşke şöyle yapsaydım, belki de engel olabilirdim” diye düşünüp durursunuz. Ama hiçbir şey değişmez. Zamanla o ağırlık omuzlarınıza çöker ve depresyon kendini hissettirir. Bir şey yapmak istemezsiniz. Ve sonra, bir gün, farkında bile olmadan kabullenirsiniz. Artık günlük rutinlerinize onsuz yaşamaya başlarsınız. Tutunduğunuzu hissetmeye başlarsınız fakat o yara hep kalır, ama artık onunla yaşamayı öğrenirsiniz.

Yas, herkes için farklıdır, ancak çoğu insanın geçtiği bazı ortak aşamalar vardır: ilk aşama şok ve inkar evresidir. Kaybın ardından ilk tepki, gerçekliği kabullenememektir. “Bu olamaz!” ya da “Bu benim başıma gelemez!” düşünceleri yaygındır. İkinci olarak öfke en baskın duygu haline gelir. Kaybın adaletsizliğine kızgınlık duyulabilir. Dini olarak sorgulamalar yaşanabilir. İnsan kendine, başkalarına veya hayata öfkelenebilir ve bu aşamada sık görülür. Hatta zaman zaman dünyada bir tek ben mi kalmıştım da başıma bunlar geldi diye düşünür insan. Üçüncü olarak pazarlık evresi yaşanmaya başlar. “Keşke şöyle yapsaydım”, “Eğer bunu yaparsam belki her şey düzelir” gibi düşüncelerle kaybı geri almanın yolları aranır. Fakat artık dönüş olmadığı kavranır. Dördüncü evre depresyondur. Derin buğulu duygular zihni kaplar, insan zaman zaman boğulacak gibi hissedebilir. Belki yeme ve içme gibi günlük temel ihtiyaçlar ihmal edilir. Kaybın gerçekliğiyle yüzleşildiğinde yalnızlık ve umutsuzluk ağır basabilir. Bu aşamada üzüntü, günlük yaşamı çok fazla etkileyebilir. Son evre ise kabullenmedir. Zamanla, kayıp ve ölüm kabullenilir ve onunla yaşama nasıl devam edileceği öğrenilir. Acı ve keder tamamen geçmese de, hayata devam etmenin ve bu durumla başa çıkmanın yolları kavranmış olur. Bu aşamaları herkes aynı sırayla veya aynı şekilde yaşamaz. Bir aşamada takılmış gibi hisseden kişiler olabilir; bu tamamen normaldir.

Peki, bu acıyla nasıl başa çıkabilir insan?

Belki de en önemlisi, duyguları bastırmamak. Ağlamak hissi geldiğinde cinsiyet fark etmeksizin ağlanmalıdır, konuşmak isteği varsa konuşulmalıdır. Yani yas esnasındaki duygudan kaçınmak daha sonra büyük sorunlara yol açabilir. Yas döneminde insanın içine kapanması, o karanlığı daha da büyütür. Bu nedenle belki yas yaşayanlar yalnız bırakılmamalı. Hiçbir şey olmasa bile psikolojik destek sağlanmalıdır. Her zaman ki rutin düzen korunmaya çalışılmalıdır. Sabah kahvaltı yapma, uyanma, yataktan çıkma ve belki de küçük bir yürüyüş yapmak gibi rutinlere devam edilmelidir. Bu çok sıradanmış gibi görünen şeyler kayıplardan sonra yeniden hayata tutunmayı kolaylaştırır. Ve unutmamak gerekir ki kimse her şeyi tek başına başarmak zorunda değildir. Aile, arkadaş ya da bir terapist destek vermeye çalıştığında reddetmemek gerekir. En azından insanların çevremizde bulunması bile çok büyük destek olabilir.

Zor bir süreç olan yası daha sağlıklı bir şekilde atlatmak için şu yöntemleri deneyebilirsiniz: duyguları ifade etmekten kaçınmamak gerekiyor: İçe kapanmak yerine hisleri dışa vurmak her zaman daha iyidir. Ağlamak, yazmak ya da bir yakınla sohbet etmek acı ve kederi azaltacaktır. Her koşulda rutinlere bağlı kalınmalıdır:  Günlük düzeni sürdürmek, özellikle uyku ve beslenme düzenini korumak, toparlanmaya yardımcı olur. Basit görülen şeylere tutunmak psikolojik sağlık için olmazsa olmaz. Destek alınmalıdır: yakınlarla duyguları paylaşmaktan çekinmemek gerekiyor. Gerekirse bir terapistten yardım almak çoğu zaman insanlara oldukça iyi geliyor. İnsanın kendine zaman tanıması gerekiyor: Yas bir maraton değildir, bir süreçtir. Yastan çıkmak ve kurtulmak için acele etmemek ve zorlamamak gerekiyor. İyileşmek için sabırlı olunmalıdır. Hobiler bırakılmamalıdır. Yeni şeyler denemek veya sevilen eski uğraşlara dönmek, ruh halini iyileştirebilir.

Sonra maneviyat… Belki bir dua, belki bir kitap, belki de sessiz bir köşede yalnızca insanın kendiyle baş başa kalabilmesi. İnsan bazen kaybın büyüklüğünü anlamlandırmak ister. O zaman durup düşünür; belki de bu dünya bir durak, belki de asıl yolculuk şimdi başlıyor. Ve o yolculukta kaybettiğim kişiyle bir gün yeniden buluşacağım inancı, kalbi biraz olsun hafifletebilir. Bu noktada Yaratıcıya yönelmek insana huzur ve sükûnet verecektir. Bazıları için maneviyat sadece bir inançtan ibaret değildir; o bir yaşam tarzıdır. Bu süreçte bir çocuk yurdunu ziyaret etmek, yardıma ihtiyacı olan birine el uzatmak ya da bir huzurevinde birkaç saat geçirmek, hem kendi yaralarınızı sarar hem de başka hayatlara dokunur. Çünkü acı, ancak paylaşıldığında hafifler. Sonunda yas, aslında bir öğretmendir. İnsana sabrı, metaneti ve hayatın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatır. Evet, zordur ama aşılmaz değildir. Ve o karanlık dehlizlerin sonunda, her zaman bir ışık vardır.

Birçok insan, yas sürecinde inancına ve manevi kaynaklarına yönelir. Maneviyat, acıyı anlamlandırmada ve huzur bulmada yardımcı olabilir. Ölümü, başka bir yolculuğun başlangıcı olarak görmek kayba anlam kazandırabilir. Dua etmek ya da manevi ritüellerle destek almak, ruhsal bir rahatlama sağlayabilir. Dinî topluluklar veya maneviyatı yüksek çevreler, yalnızlık hissinizi hafifletebilir. Sevdiğiniz biriyle bir gün tekrar buluşacağınız düşüncesi, yas sürecinde teselli kaynağı olabilir. Maneviyat, herkes için farklı işleyebilir. Önemli olan, bu süreçte size neyin iyi geldiğini bulmanızdır.

Acının Küllerinden Doğan Bir Hayat: Hülya’nın Yas Süreci

Hülya, hayat dolu bir kadındı. İki çocuğuyla küçük ama mutlu bir dünyası vardı. Ancak bir sabah, telefonun diğer ucundan gelen acı bir haberle bu dünyası paramparça oldu. Eşi Ahmet, çalıştığı inşaatta geçirdiği bir kazada hayatını kaybetmişti. Hülya, o an sanki zamanın durduğunu hissetti. Başlangıçta, bu acıyı kabul etmekte zorlandı. Ahmet’in bir gün kapıdan içeri gireceğine, bu kâbusun sona ereceğine inandı. Ancak günler, haftalar geçtikçe bu inanç yerini derin bir öfkeye bıraktı. Neden o? Neden Ahmet? Hayatın adaletsizliğine isyan etti, fakat bu öfke bir yandan da ruhunu tüketiyordu.

Öfkenin yerini bir süre sonra kocaman bir boşluk aldı. Hülya, artık hiçbir şey yapmak istemiyor, çocuklarına bile yeterince ilgi gösteremiyordu. Günlerini yalnızlık içinde, gözyaşlarına boğularak ve Ahmet’le paylaştığı anıları zihninde tekrar tekrar canlandırarak geçiriyordu. Kaybın yarattığı acı, ruhunun en derin dehlizlerine kök salmıştı. Bir gün bir arkadaşı, Hülya’yı ziyarete geldi ve ona şu sözleri söyledi: “Bu acı, kalbinde hep olacak, ama onunla yaşamayı öğrenmek senin elinde. Kendine ve çocuklarına yeniden bir yaşam inşa etmelisin” dedi ve onu zorla bir psikiyatriste yönlendirdi.

Hülya, önce profesyonel yardım alarak işe başladı. Psikiyatristi, manevi yönü güçlü biriydi ve ona acısını anlamlandırması için rehberlik etti. Terapiler, Hülya’nın duygularını ifade etmesine ve kabullenmesine yardımcı oldu. Maneviyata daha çok yönelmeye karar verdi. Her akşam yüreğinden gelen dualarla Ahmet’in ruhunun huzura kavuşması için içten bir şekilde Rabbine yöneldi. Daha önce bilmediği bir şey yapmaya, Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenmeye karar verdi. Bu süreçte manevi huzurun, ruhundaki yaraları yavaş yavaş sardığını fark etti.

Sadece kendisiyle sınırlı kalmadı. Hülya, çevresindeki yardıma muhtaç insanlara el uzatmaya başladı. Çocuk yurduna giderek yetim çocuklarla vakit geçirdi. Huzurevindeki yaşlıları ziyaret ederek onların yüzlerinde küçük bir tebessüm oluşturdu. İnsanlara hem maddi hem de manevi destek sağlayarak kendi yaralarını sarmaya çalıştı. Aylar geçtikçe Hülya’nın acısı yok olmadı ama artık hayatının kontrolünü eline almıştı. Ahmet’i kalbinde sevgiyle anıyor, onun anısını yaptığı iyiliklerle yaşatıyordu. Hülya için yas, bir yıkım değil, yeniden inşa süreci haline geldi. Kendini bulmuş, çocuklarıyla birlikte hayatına yeni bir anlam ve umut katmayı başarmıştı. Ahmet’in yokluğunu yüreğinde sevgiyle taşıyan Hülya, hem kendi dünyasında hem de başkalarının yaşamlarında anlamlı ve kalıcı bir iz bırakarak yoluna devam etti.

Son söz

Hayatın karanlık anlarında unutulmamalıdır ki her gözyaşı, insanı daha anlamlı bir hayata yaklaştırabilir. Yas, bir son değil; kendimizi bulmamız, acıyı anlamlandırmamız ve içimizdeki gücü keşfetmemiz için bir çağrıdır. Yas zorunlu bir süreçtir, bunu yönetebilmek insanoğlu için çok önemlidir. Bu yolculukta yalnız değiliz. Birlikte, acı ve kederlerimiz bir nebze hafifleyebilir.

🌟 Daha fazla insana ulaşmak ve hayatlarına dokunmak için bu yazıyı paylaşabilirsiniz. 🌟
Ve unutmayın, abone olarak bu topluluğun bir parçası olabilir, her hafta yeni yazıları ilk siz keşfedebilirsiniz.


Yorumlar

“Yasın Psikolojik ve Ruhsal Boyutları: Acıyı Anlama Çevirmenin Yolları” için 9 cevap

  1.  Avatar
    Anonim

    Gerçekten bu süreçten çıkmak çok zor.

    Beğen

  2. Maraş depremi Hülya’ları yasınız bizim yasımız hep duamızdasınız😢

    Liked by 1 kişi

    1. Yas sürecinde en önemli şey destek olabilmektir.

      Beğen

  3. Hülya’nın hikayesi çok üzdü beni,

    Liked by 1 kişi

    1. Evet hayatın trajedisi insanı üzebiliyor fakat sevdiğini kaybeden bir kişiye “durumu değiştiremem ama her zaman yanındayım” mesajını verebilmek çok önemli.

      Beğen

  4. Mehmet O. Avatar
    Mehmet O.

    Hocam elinize saglik, yasi iyi anlatmissiniz.

    Liked by 1 kişi

    1. Teşekkür ederim.

      Beğen

  5. Yani bu bilgiler masa başında türetilmiş şeyler bence. Gerçek hayata bakmak gerek

    Liked by 1 kişi

    1. Hangi masada ve kaç masada da yazıldığı önemli bence 🙂 okumuşsunuz, eleştirme hakkınız saklı.

      Beğen

Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et