Harıl harıl ders çalışıyordum, yarın Tübitak projesinin sunumunu yapacaktım. Bu esnada odamın kapısı çalındı. Öğrencilerden birisi “girebilir miyim hocam birkaç bir şey sormak istiyorum” dedi. Ben de içeri davet ettim. Sorular sordu, beraber konuşup çözmeye çalıştık. Ardından öğrenci arkadaşımız aslında turist rehberliği yaptığını söyledi. Ben de mezun olduktan sonra yine rehberlik mi yoksa öğretmenlik mi yapacağını sordum. Öğrencimiz bu işin mevsimlik olduğunu fakat zaman zaman bir kafileden bir öğretmen maaşı kazandığını örneklerle anlattı. Bu işteki asıl kârın aracılıktan geldiğini, esnaflarla alışveriş tutarına göre anlaştıklarını, satın alınan ürün mukabilinde komisyon aldığını belirtti. Ben de aslında bu anlaşmanın ya da durumun doğru olmadığını anlatmaya çalıştım fakat ikna olmamış görülüyordu. Çünkü bu durum onun için normalleşmişti ve herkes böyle yapıyor silahına sarılıyordu. Bu konuda ben de öğrencinin “doğru bildiği yanlışlardan” vaz geçmeyeceği kanaati oluştu. Çayı bitene kadar sohbet ettikten sonra öğrenci arkadaşımızı uğurlayarak işime devam ettim.
İnsanlar arasındaki güven her geçen gün daha da azalıyor. Toplum birbirine güvenmeyi neredeyse bırakmak üzere. Herhangi bir konuda karşıdaki insana direkt ve önyargısız güvenen kişiler, tecrübesiz ve saf olarak kabul ediliyor. Çünkü artık kurnaz ve politik davranmak esas görülüyor. Aslında insanlar kandırılmamak için adeta çırpınıyor. Örneğin sanayide araç tamiri konusunda kandırılmak artık normalleşmiş ve kanıksanmış bir adetmiş gibi değerlendiriliyor. Herhangi bir alışverişte veya beşeri ilişkide insanlar kandırılacağı hissini yaşıyor. Bu bağlamda artık hiçbir değeri kalmamış gibi davranılan dürüstlük erdeminden bahsedeceğim.
Dürüstlük yalan söylemenin karşıtıdır. Ancak kapsamı bundan çok daha geniştir. Dürüstlük hile, hırsızlık, sözünde durmama, yanıltma, palavra atma, ikiyüzlülük, kendini kandırma ve diğer yanlış davranış biçimlerine de karşıdır. Ama asıl zıt olduğu durumlar yalan dolan, aldatma ve kandırmadır. Dürüst diye nitelenen kişilerde bu özellikler bulunmaz.
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki dürüstlüğün birçok psikolojik ve sosyal faydası vardır. Dürüst davranmak öz-güven duygusunu güçlendirdiği gibi ruh sağlığına da iyi gelir. İnsanlar arasındaki ilişkiyi kuvvetlendirir ve iyi olmaya katkı sağlar. Toplumsal huzurun temel kaynaklarından biridir çünkü özünde güveni tesis eder ve insanların birbirine daha samimi ve yakın davranmasını sağlar. Fakat doğruyu söylemek her zaman kolay değildir. Zaman zaman doğruyu söylemek ve dürüst olmak insanı zor durumda bırakabilir ve utandırabilir. Dürüst olmak insanın başını belaya da sokabilir. Bu nedenle insan konfor alanından çıkmamak için ahlaki, dini ve toplumsal birçok değeri çiğneyerek dürüst olmamayı tercih eder.
İnsan beyni denge halinde kalmaya alışkındır. Bazen dürüst olması durumunda dengenin bozulacağını varsayan beyin, dengesizlik durumu oluşmaması için yalana veya aldatmaya yönelir. Her yalan söylendiğinde insan beyni dopamin denen mutluluk hormonu salgılar. Çünkü her şeyinde yolunda gittiğini varsayar. Aslında insana kısa süreli tatmin ve memnuniyet sağlar ve böylelikle bir ödül sistemi gelişir. Zamanla bu ödül sistemi yalan ve aldatma bağımlılığı oluşturur. Buna da aldatma ve dürüst olamama döngüsü denir. Bazı insanların çokça ve kolayca yalan söylemesi bu sisteme dayanır. Toplum içinde yalancı, sahtekar ve kalpazan gibi nitelemeler, dürüst olamama döngüsünü içselleştiren kişiler için kullanılır. Yazık ki bu insanlar her yalan ve aldatma durumunda kendilerini daha mutlu ve iyi hissederler. Dürüst olmama bir patern halini alır.
Diğer taraftan dürüst olmak insan için bazı olumsuzluklara göğüs germesini gerektirir. Çünkü dürüst olmak ve davranmak sorumluluk üstlenmek anlamına gelir. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar sözü bununla ilişkili olmalıdır. Bir araştırmada insanlara dürüst olup olmamanın iyi mi kötü mü olduğu sorulmuştur. Araştırmaya katılan insanların çoğu dürüst olmamanın toplum içinde daha geçerli olduğunu ifade etmiştir. İnsanlar, dürüst olduklarında başlarına dert açacaklarını düşünmüştür. Yani toplumda dürüstlükten ziyade yalan ve aldatmanın daha geçerli olduğunu belirtmişlerdir. Bu, gerek ikili ilişkilerde gerekse ticari ve ekonomik ilişkilerde geçerlidir demişlerdir. Yani doğruyu söylemek, yalanı söylemekten insana daha fazla sorumluluk ve daha fazla olumsuz durum ortaya çıkarır düşüncesini taşımışlardır.
Dürüstlük sağlıklı ilişkinin en temel bileşenlerinden biridir. Dürüstlük güven ve samimiyet inşa eder. Bu nedenle doğruyu söylemek her zaman insanlar için değerlidir ve böyle de olmak zorundadır. Dürüstlük, ahlaki, insani, psikolojik, sosyal ve dini bir ihtiyaçtır. Çünkü bir nevi güven ve emniyeti inşa eder. Tersine dürüst davranış sergilememe, güven duygusunu yok ettiği gibi insanlarda ihanet ve kızgınlık duygusunu artırır. Dürüstlüğün olmadığı bir yerde ahlaktan, insaniyetten, insanlar arası ilişkiden, toplum düzeninden ve sözleşmesinden bahsetmek mümkün değildir. Belki de dürüstlüğün olmadığı bir yerde medeniyetin de olması mümkün değildir. Zira asıl bileşen çürüme ve yozlaşma olacaktır.
Yorum bırakın