Ahmet takım elbise üreten bir firmada çalışıyordu. Pantolon dikiminden sorumluydu. Genel itibariyle üstüne başına dikkat etmez, hatta çoğu zaman işe saçını bile taramadan giderdi. İş arkadaşlarıyla öğle yemeklerinde ve molalarda iş yerinde değer göremediğinden yakınırdı. Kendisinin çok iyi bir terzi olmasına rağmen yeterince ihtimam gösterilmediğinden şikâyetçiydi. Bir ara işe bırakmayı bile düşündü fakat soruşturduğunda alabileceği en yüksek maaşı bu iş yerinde aldığını fark etti. İşini bırakmaktan vazgeçti ama olumsuz düşünmekten kendini alamıyordu. Her dikiş makinasının başına oturmasında, kendini zihninde yöneticileriyle tartışırken buluyordu. Hâlbuki normal koşullarda çok tartışmaya girebilen birisi değildi. Çoğu zaman çekingen ve kendi köşesindeydi. Samimi olduğu bir arkadaşına “bunlar bizim üzerimizden çok fazla para kazanıyor, bizi resmen kullanıyorlar” diyordu. Fakat günler haftalar bir bir akıp gidiyordu. Bazen onun olumsuz düşünceleri kendine yöneliyor, “ben iyi değilim, işte çok iyi değilim, evde yeterince ailemle ilgilenemiyorum, arkadaşlarıma karşı iyi bir insan değilim” şeklinde uzuyordu. Ahmet’in mutsuzluğu ve memnuniyetsizliği de devam edip gidiyordu.
Bu hikâyenin temel vurgusu değersizlik hissi üzerinedir. Ahmet sürekli kendini değersiz hissediyor. Aslında onun değersizlik duygusu dış dünyayla ilişkili değildir. Kendi dışında dönen herhangi bir şey onu iyi olduğuna inandıramaz. Çünkü o, kendini değersiz hissediyor ve bunun farkında değil. Değersizlik hissini çoğu zaman işe yönlendiriyor. Aslında bir nevi ikame yöntemi kullanıyor. Kendi değersizliğini başka bir şeyle perdelemeye çalışıyor. Üstelik kendi içinde olumsuz konuşma sergilemesi, değersizlik duygusunu daha da artırıyor. Çoğu zaman hissettiği bu olumsuz duygu, çevresindeki insanlarla iletişim kurmasına mani oluyor. Özet olarak Ahmet’in bireysel olarak çözmesi gereken sorunu, kendiyle birlikte tüm girdiği ortamlara sirayet ediyor. Bu durum kendi psikolojisini olumsuz etkilediği gibi çevresindeki insanları da olumsuz etkiliyor. Ahmet piyasa koşullarına göre iyi bir maaş almasına rağmen kendi işinden şikâyet ediyor. Yöneticileri kendine iyi davranmasına rağmen onlardan şikâyet ediyor. Aslına bakıldığında onun asıl şikâyeti kendi içsel yaşamı…
Değersizlik, kişinin kendisinin işe yaramaz, önemsiz .ve başarısız olduğuna inanmasıdır. Kendi hakkında olumsuz bir yoruma sahip olmasıdır. Aslında insanın kendine karşı önyargı besleme durumudur. Bazı insanlar bunu sözlü olarak dışa vururlar. Yani konuşmasından değersizlik yaşadığı fark edilebilir. Fakat bazı kişiler ise bunu hiç dillendirmezler. Bu ancak davranışlarından anlaşılır. Ahmet bazı durumlar dile getirirken bazı durumlarda kendi içinde değersizlik yaşamaktadır.
Değersizliğin öz-güven ve öz-saygıyla yakından ilişkisi vardır. Özellikle öz-saygısı olan insanların değersizlik yaşama durumları daha az oluyor. Öz-saygı, kişinin neyi yapıp neyi yapamayacağını bilebilmesi, kendisinin hangi konuda iyi hangi konuda kötü olduğunu ayırt edebilmesidir. Öz-saygısı yüksek olan kişiler dışarıdan gelen etkilere karşı daha dayanıklıdır. Değersiz olduğunu hisseden kişiler ise dışarıdan gelen etkilere daha açıktır. Örneğin insanlar bir kişiye “sen iyi değilsin”, “bu konuda çok kötüsün” diyorsa ve zamanla kişi bu düşünceyi benimsiyorsa değersizlik yaşıyor. Değersizlik hissine kapılan kişi, karşıdaki insanların kendini aşağı çekmesine daha fazla izin veriyor. Dahası önemsiz üzerine konuşmayı daha çok yeğliyor. “Zaten bizden de ancak bu beklenir”, “bizden ne köy olur ne kasaba”, “biz istesek de yapamayız, elimize yüzümüze bulaştırırız” şeklinde genellemelere gidiyorlar. Dahası kendi değersizlikleri içine yanındaki arkadaşlarını da dahil ederek konuşmayı yeğlerler. Ahmet’in arkadaşına “bizi resmen kullanıyorlar” ibaresi kendi öz cümlesi iken arkadaşını da kendi değersizlik hissine ortak etmeye çalışması gibi. Değersizlik duygusu yaşayanlar kendine karşı yapılan övgülere karşı daha duyarsız davranıyor. Yani değersiz olduğuna inanan bir kişiyi, başka bir insanın önemli olduğunu hissettirmesi çok kolay olmuyor.
Değersizlik hissi yaşayanların genel özelliklerine bakıldığında;
- Kendilerini ve çevrelerini kabul etmekte güçlük yaşadıkları,
- Genel ve özel amaçtan yoksun oldukları,
- Kendilerine karşı negatif benlik algısı olduğu,
- Kendilerini güçsüz hissettikleri
- Kendilerinin işte, ailede, psiko-sosyal olarak iyi olmadıklarını düşündükleri görülmektedir.
Değersizlik hissi yaşayan kişiler, zihinlerindeki şemalarını değiştirmelidir. Yani kişinin kendini algılama biçimini fark etmesi elzemdir. Ben kendimi nasıl değerlendiriyorum sorusunu sormalıdır. Aslında çözüm öz-farkındalıkta yatıyor. Kimlik ve kişiliğiyle barışmalıdır. Bunun için kendini ve çevresini kabul etmelidir. Özellikle değiştiremeyeceği koşulları kabul edip ona göre yaşamalıdır. Aksi takdirde sürekli dalgaya karşı yüzmeye çalışacaktır. Bu durumda belli bir süreden sonra kendinde bitişe ve çöküşe neden olacaktır. Değersizlik duygusundan kurtulmanın bir diğer yolu insanının küçük veya büyük kendince hedefler koymasıdır. Ve bu hedeflere yönelik davranışlar sergilemesi gerekir. Değersizlik, insanın kendini negatif algılamasına yol açar. Kendi kendiyle sürekli olarak olumsuz konuşmalar gerçekleştirir. Bu konuşmaların farkına varıp, bunları olumlu konuşmaya çevirmelidir.
Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et