Antidepresan kullanımı son altı yıl içinde %35 artmış durumda. On yıllık dilimler halinde bakıldığında ortalama %50 artış olduğu görülüyor. Ülkemizde de benzer bir senaryonun olduğunu ifade edebiliriz. Genel ortalamaya göre ülkemizde 3-4 puanlık fazla bir artış olduğunu söyleyebiliriz. Antidepresan kullanımındaki artışı sadece biyolojik bir durum olarak yorumlamak pek doğru olmayacaktır. Altında psiko-sosyal nedenler olduğunu belirtmeliyiz. Bu nedenlere odaklanmamız gerekiyor.
Deprem ve pandemi gibi zorlayıcı durumlar antidepresan kullanımını artıran etkenler. Bunların görece geçici ve kısıtlı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Örneğin deprem bölgesinde ve pandemi döneminde antidepresan kullanımı biraz daha artış göstermiştir. Fakat insanın ruh çökkünlüğüne uğramasının nedenleri daha yerleşik olumsuzluklara bağlı. Günümüz insanı kalabalıklar içinde yalnızlaşıyor. Ailesiyle yaşayan bir birey yalnızlık çekebiliyor. Bu yalnızlık tercihen başlayıp, bağımlılığa dönüşüp kurtulamama durumuna benziyor. Bir nevi kısır döngü içinde boğulma gibi. Yalnızlaşmanın başlıca nedenlerinden birisi sosyal bağların zayıflamasıdır. Psikolojik rahatsızlıkların çoğunluğunda sosyal ilişkilerin ihmal edilmesinin az veya çok etkisi vardır. Sosyalleşmeden kaçınma bu çağın en büyük problemlerinden biri haline gelmiştir. İnsanın yalnızlaşmasında ve sosyal ilişkilerden kopmasında internet kullanımının payı çok fazladır. Gerek yetişkinler gerekse gençlerde internet kullanımı çok fazla zaman alıyor. İnternet bağımlılığı insanların yalnızlaşıp, ilişkilerden kaçınmasına neden oluyor. Sosyal medya ve internet bağımlılığı insanları yalnızlaştırdığı için insanlar netice itibariyle kurtuluşu dış unsurlarda bulmaya çalışıyor ki bunlar da antidepresanlar oluyor.
İnsanın ruh sağlığı bozan bir diğer etken ise yabancılaşmadır. İnsanın kendine, diğerlerine, çevresine ve topluma yabancılaşması kimlik kaybına yol açıyor. Kendini konumlandıramayan insanın dengesi bozuluyor. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamlandırmada zorluk çekiyor. İnsanın hayatında sabite ve ilkelerin kalmaması kimliğin oluşumuna engel teşkil ediyor. Kimliği oluşmayan veya zedelenen kişi, kültürel ve toplumsal bağlılıktan kopuyor ve hayata karşı direnci kırılıyor. İnsanı yaşamda tutan dirençler içten bulunamayınca dışardan bir takviyeye başvurmak zorunda kalıyor.
Son birkaç yıldır ekonomik koşullar, insanların yaşamlarını güçleştiriyor. Özellikle gelir dağılımındaki adaletsizlik, bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılamasını zorlaştırıyor. Örneğin ev ve araç insanın en temel haklarındanken, çok zor şartlarla alınabilir hale gelmiştir. Ayrıca insanlar beslenme, barınma ve fizyolojik ihtiyaçlarını giderebilmek için büyük mücadeleler veriyor. Bu problemlerle başa çıkma konusunda sıkıntılar yaşaması, antidepresan gibi ilaçlara kullanmasına neden oluyor.
Erdem, ahlak ve maneviyatın ihmal edilmesi de insanların sorunlar yaşamasına neden oluyor. Yapılan çalışmalarda mutluluk ile erdem ve maneviyat arasında olumlu ilişkilerin olduğu görülüyor. İnsanlar psikolojik olarak sağlam olmak istiyorsa erdem ve maneviyata yönelmesi gerekiyor. Erdem ve ahlakın göz ardı edilmesi kişiler arası ilişkileri bozduğu gibi toplumsal düzene de zarar veriyor. Birbirini affetmeye gönüllü olmayan, alçakgönüllülüğü “enayilik” olarak gören, birilerini kandırmayı değerli gören insanlar, güven duygusunu sarsıyor. İnsanın doğumdan itibaren ilk tanıştığı duygu olan güven duygusunun zedelenmesi insanın toplumsal hayata katılmasını zorlaştırıyor. Gündelik hayatın güvensiz ortamından kaçan insanlar ise antidepresanı sığınak olarak görebiliyor.
Antidepresan kullanma zararlı bir durum değildir çünkü bu ilacı kullanma bir sonuç olarak ortaya çıkıyor. Kullanılan ilaçların da keyif için kullanıldığı düşünmek yanlış bir yaklaşımdır. İnsanlar hayatla başa çıkamadıkları için ilaç kullanımına yöneliyor. Altında yatan nedenlerin çözümüne dair harekete geçilmedikçe sadece eleştirmek kimseye bir şey kazandırmayacaktır. Toplum, sistem, politika, ekonomi ve diğer unsurlar insan odaklı olmadıkça antidepresan kullanımı artacaktır. Bu ilaçların kullanımını azaltmak bireysel çabalarla birlikte toplumsal bir çabayı da gerektiriyor. Bunun için insanların birbirine duyarlı olduğu bir ekosistem oluşturmak zorunluluğu bulunuyor.
Sezai Korkmaz için bir cevap yazın Cevabı iptal et