Şikâyet günlük hayatımızda en çok karşılaştığımız durumlardan birisidir. Her kimle konuşursak konuşalım hoş sohbetler birkaç dakika içinde yakınmaya dönüşüyor. İnsanlar çevresindeki durum ve insanlardan sızlandıkları gibi ekonomik ve toplumsal hayattan da memnuniyetsiz olabiliyorlar. Hiçbir şey olmasa bile kişiler kendine tezvir alanı oluşturacak bir mevzu türetebiliyorlar. Bu durum insanın psikolojik sağlığına hiç de iyi gelmiyor. Dahası insanın sosyal ve psikolojik yaşamını adeta sömürerek her şeyde bir olumsuzluk görmeye neden oluyor.
Şikâyet etme memnuniyetsizliğin belirtilmesidir. İnsan herhangi bir durumdan rahatsız olduğu zaman bu durum ortaya çıkar. Genel itibariyle şekva, sözel gerçekleşir. Ekonomik koşulların zorlukları, gelir eşitsizliği gibi durumlar haliyle insanların yakınmasına neden olur. Şikâyet aslında olumsuz bir durumun fark edilmesidir. Rahatsızlık ve memnuniyetsizlik veren durum, insana zorluklar çıkarmaya başladığında serzenişler de görünmeye başlar. Bu anlamda farkındalığın oluşarak olumsuzluğun kavranması, insanın kendi ruh sağlığı için iyi bir durum olarak değerlendirilebilir.
İnsanlar sitem ettikleri ve olumsuz düşündükleri şeyi zamanla gerçek zannedebilir. Çünkü Daniel Kahleman “insan olumsuz düşünceleri, gerçek düşünceleriymiş gibi algılamaya eğilimlidir” der. Bazen rahatsızlık duyduğumuz konular gerçekten yapay olabiliyor. Bazen de çevresinden duyduğu olumsuzluklar insanın kendini manipüle etmesine neden olur. Ve şikâyette bulunulan çevre ve durum içinde boğuşup durur. Kahleman’ın deyişiyle “insan ne kadar duyarsa o kadar çok inanır, ne kadar inanırsa o kadar çok harekete geçer, ne kadar harekete geçerse o kadar çok gerçekliğe dönüşür”. Her duyduğumuz yakınmanın gerçekliğe dönüşmesine izin vermememiz gerekiyor.
Memnuniyetsizlik durumlarında bazı insanlar şikâyet ederken bazı insanlar etmezler. Muhtemelen, aynı duruma insanların farklı tepkiler vermesinin sebebi nedir diye aklımıza gelebilir. Her insanın kendine özgü “şikâyet eşiği” vardır. Bu eşik insanın, ne zaman dert yanmaya başlayacağını gösteren bir durumdur. İnsandan insana farklılık gösterir ve bazı insanlarda şikâyet eşiği yüksektir, bazılarında ise daha düşüktür. Yakınma eşiği düşük insanlar, gözün üstünde kaş olmasından dahi şekvacı olabilirler. Şerzeniş eşiği yüksek kişiler de sitem edebilirler fakat belli bir seviyeye kadar dayanma güçleri daha fazladır diyebiliriz.
Şikâyetin üç çeşidi olduğunu ifade edebiliriz. Bunlar kronik şikâyet, duygusal şikâyet ve işlevsel şikayettir. Kronik şikayetçiler, sürekli olarak dert yakınırlar. Uçan kuştan esen rüzgâra, mevsimlerin değişiminden gecenin gündüze dönmesine her şeyden rahatsızlık duyarlar. Onlar çözüme ve ilerlemeye kafa yorma yerine aksaklıklara odaklanırlar. Zihinlerinde sürekli tekrarlanarak devam eden olumsuz düşüncelere yani ruminasyona kapılırlar. Durum bir nevi psikolojik rahatsızlık boyutuna ulaşmıştır. Kronik şikâyeti alışkanlık haline getiren kişilerde, bu düşünce yapısı kökleşir, onları olumluya yöneltmek ve gerçeği göstermek mümkün değildir. Zira kronik olan kişi, artık olumlu duruma olan inancını kaybetmiştir.
Bazı insanlar çevresinden memnuniyetsizlik duyar. Bu durum duygusal olarak içselleştirilir ve zamanla tepki olarak sadece yerme ve kötüleme davranışları göstermeye başlar ki buna duygusal şikâyet denilir. Duygusal sitemkârlar, daha çok kendine ve kendi deneyimlerine olumsuz yönden odaklanırlar. Öfke, sinir ve hayal kırıklıklarını üst perdeden ortaya koyarak karşıdaki insanların ilgisini toplamaya çalışırlar. Hayata duygusal yaklaşan kişilerde öncelik ilgi çekme ve onaylanmadır. Yakınmaları dile getirirken temel motivasyonları diğer insanların kendileriyle hemfikir olmasını beklemedir. Memnuniyetsizliğini belirttiğinde çözüm önerisine açık değillerdir. Aynı zamanda sorunlara dair verilen tavsiyeleri de dinlemezler. Serzenişte bulundukları konu hakkında kendine hak verilmezse onaylayacak başka bir kişi arayışına girerler. Temel mesele olumsuzluğun ortadan kalkması ve çözülmesi değil, kendi duygularının kabul edilmesi ve kendilerinin ilgi görmesidir.
Üçüncü söylenme türü ise araçsal şikâyettir. Ben buna işlevsel şikâyet demenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu tür rahatsızlık duyma, sorunun çözülmesine yönelik harekete geçme durumudur. İşlevsel sitemkârlar, problemin çözülmesi için memnuniyetsizliklerini dile getirirler. Buna yönelik tavsiye isterler ve sorunu ortadan kaldıracak bir çözüm bulurlarsa hemen uygulamaya başlarlar. Problem ve aksaklık odak noktası değildir. Onların önemsedikleri nokta, sorunun biran önce çözüme kavuşmasıdır. Örneğin, bir kişinin herhangi bir davranışından yakınıyorsa problemin çözülmesi için bir yol arıyordur. Sorun herhangi bir şekilde çözülecekse hemen harekete geçer. Memnuniyetsizlik oluşturan sorun ortadan kalkmışsa, bu durumu geride bırakır. Geçmişte kalan olumsuz durumun duygu-durumunu bozmaması için artık o konudan bahsetmez.
Şikâyet etmenin tamamen yanlış veya zararlı olduğunu söyleyemeyiz. Problemin çözümü için yakınmayı işlevsel olarak kullanabiliriz. Bunun dışında kronik ve duygusal şikâyetler insanın psikolojisini olumsuz etkiliyor. Yapılan çalışmalarda mutlu insanların daha az şikâyete başvurduğu görülüyor. Çünkü sitem ve şekva insanın iyi oluşunu engelliyor veya azaltıyor. Ayrıca psikolojik olarak esnekliğimizin azalmasına yol açıyor.
Şikâyetin genel çerçevesinden bahsettikten sonra sitem ve sızlanmaya yönelik olarak şu başa çıkma yöntemlerine başvurabiliriz. Mutlu ve huzurlu bir hayat yaşamak istiyorsak elimizden geldiğince sitem ve yakınmadan kaçınmamız gerekiyor. Şikâyet olumlu bir duruma yöneltecek, sorunları çözecek ve bir değişim oluşturacaksa başvurulabilir. Şikâyet yerine onaylamak ve sadece dinlemeye yönelmek daha iyi olabilir. Siteme alternatif stratejiler geliştirmenin yolları aranabilir. Martin Seligman’ın ifade ettiği gibi, şikâyet etmek bir strateji değildir. Sorumluluk almanın bir yolu değildir, istediğimiz şeyleri elde etmenin bir yolu asla değildir. Aksine sorumluluktan kaçmanın , başkalarını suçlamanın ve harekete geçmek zorunda kalmadan sempati kazanmanın bir yoludur. Son olarak sürekli şikâyette bulunan insanlardan kaçmak gerekiyor. Aksi takdirde kendi olumsuzluğunda sizi de boğacaktır.
Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et