Akıl ve duygu tartışması tarih boyunca yapılmıştır. Bazı dönemlerde duygusallık daha ağır basarken bazı dönemlerde akılcılık daha ön plana çıkmıştır. Zaman zaman sezgi konusu da üçüncü güç olarak ele alınmıştır. İnsanı bir bütün olarak düşünürsek duygu, akıl ve sezginin birbirine bağlı gerçekler olduğunu anlıyoruz.
Aydınlanma döneminden itibaren duygularla aramıza mesafe koymaya çalışıyoruz. Özellikle hayata duygusal yaklaşmamanın modern insan davranışı olduğu vurgulanıyor. Örneğin “iş hayatında duygusallığa yer yok” mottosu yaşamın tamamına genelleniyor. “Uzmanlar” zaman zaman aile hayatınıza duygusallık katmayın diyecek kadar ileri gidebiliyor. Fakat duyguları dışarı da bırakmaya çalışma beyhude bir çabadan başka bir şey değil. İnsanlığın son iki yüz yılda yaşadığı duygu-düşünce serüvenine baktığımızda yine başa döndüğümüz görülüyor: İnsan akıl, duygu ve sezgiyle bir bütündür. Bu üç saç ayağı insanı ayakta tutuyor, herhangi birini çektiğimizde ayakta durması mümkün değildir.
İnsanın temel duyguları vardır. Bunlar mutluluk, korku, öfke, tiksinme, üzüntü ve şaşkınlık olarak altı temel duygu altında toplayabiliriz. İnsanın günlük hayatında aktif olarak işlev görüyorlar. Bireyin hayatından bu duyguların herhangi birini çekip atmak mümkün değildir. Gün içinde insanlar farklı şekillerde ve çeşitli şiddetlerde tecrübe ediyorlar. İnsandan insana farklılık gösterebiliyor. Bazı kişilerin hayatında hislerden biri daha ağır basabiliyor. Fakat altı temel duygunun çoğunluğunun olumsuz özellik gösterdiğini fark etmek gerekiyor. Bu nedenle olsa gerek insanların duygularla başa çıkabilmesi belli bir enerji harcamasını da elzem kılıyor.
İnsanın bu duyguları bastırmaya çalışması anlaşılır bir çabadır. Örneğin insan üzüntülü durumlardan kaçmaya eğimlidir. Uzun süre insanın korku duygusuna maruz kalması birçok ruhsal sıkıntıya neden olabiliyor. Buna bağlı olarak da bireyler zorlayıcı durumlarda yaşadıkları duyguları bastırmak istiyor. Fakat duyguların bastırılması birçok probleme neden oluyor. Sorunları bastırmak yerine başa çıkma stratejileri geliştirmek daha sağlıklı bir durumdur.
Duygular insanı hiçbir zaman boş bırakmaz ve bizimle beraber gezer. Aslında duygular insanı sürekli tahkim altına almaya çalışıyor. Örneğin kıskançlığı ele aldığımızda bir arkadaşınız başarı elde ettiğinde veya yakınlarınızdan birisi iyi bir ev veya araba aldığınızda kıskançlık duygusu harekete geçecektir. Ve sizi yoklayacaktır. Karşı tarafa karşı önyargılar sunacak, sizi olumsuzluğa itmeye çalışacaktır. Bu durumda kıskançlık duygusunun farkına varmalı ve kıskançlık duygusunu kontrol altına almalısınız. Aksi takdirde başka olumsuz durumlara yol açacaktır.
Toplumumuzun duygusal olduğunu ifade edebiliriz. Bizler duygusal insanlarız. Özellikle ülkemizdeki psikolojik rahatsızlıklara baktığımızda duygu duruma bağlı rahatsızlıkların yaygın olduğunu görüyoruz. Duyguya bağlı psikolojik rahatsızların fazla olması, insanların duygularını kontrol altında tutamadıklarını ve duygularını ayarlayamadıklarını gösteriyor. Bu durumda duygularımız üzerinde yoğunlaşmamız gerekiyor. Özellikle Akdeniz havzasında yaşayan insanlar sıcakkanlı oldukları için duyguya daha fazla önem veriyor. Haliyle duygunun önemli olduğu yerde duyguyla ilgili problemlerin de yaşanması normal olarak karşılanabilir.
İnsan etkileşimine bağlı olarak duygular şekil alıyor. İnsanların birbirlerine davranış şekilleri duyguların ortaya çıkma şeklini belirliyor. Örneğin öfkeli olmak veya sinirlenmek olumsuz gibi görünebilir. Fakat insanın olumsuz bir durumda öfkelenmesinden daha doğal bir şey yoktur. Psikolojik açıdan bakıldığında insanın öfkelenmesi sağlıklı bir durumdur. Öfke konusunda sorun olan öfkenin yönetilememesi ve işlerin çığırından çıkmasıdır. Yani mutlu olmak ne kadar doğalsa insanın tiksinmesi de o kadar doğaldır. Önemli olan duygularda ölçülü davranmak ve duyguları yönetebilmektir. İnsanın konuşarak duygularını dışa vurması normal olan bir davranıştır. Toplumun kabul ettiği davranış şekilleri içinde duyguların dışarı vurulması gerekmektedir ve sağlıklı olan da budur. Aksi takdirde duyguların bastırılması birçok psikolojik rahatsızlığa yol açabilmektedir.
Yorum bırakın