İyimserlik insanın ve evrenin asli unsurudur. Aksi bir durum söz konusu olsaydı, kupkuru topraktan ve bir çubuk parçasından tatlı tatlı üzümler çıkması nasıl mümkün olurdu. Yine yaratılışı bir damladan oluşan insan nasıl bu kadar canlılık gösterir ve dünyayı imar ederdi. Çevremize dikkatle baktığımızda iyimserliğin asıl olduğu, kötümserliğin ise geçici bir durum olduğu kolaylıkla anlayabilirdik.
İyimserlik, eski dilde nikbinlik, İngilizcede optimistliktir. İyimserliğin karşılığı kötümserliktir. Diğer taraftan psikolojide çaresizlik de iyimserliğin olumsuz yansıması olarak kullanılır. Çaresizlik insanın kendini herhangi bir şeyi yapamaz ve hiçbir şeyi değiştiremez hissetmesidir. Bu nedenle çaresizlik, iyimserliğin önündeki en büyük engellerden biri olarak düşünülür.
İyimserlik, insanın büyük başarılar kazanması, zaferler elde etmesi veya olumlu ifadeler serdetmesi değildir sadece. İyimserlik, insanın düşünme biçimi ve algılama düzeyiyle ilgilidir. Dünyayı, insanları ve çevreyi algılama ve onlar hakkındaki düşünceler iyimser ya da kötümser olmayı belirler. Hayat iyimserlere de kötümserlere de aynı aksilikleri ve trajedileri yaşatır. Fakat iyimserler aksilikleri ve trajedileri daha kolay atlatır. Çünkü olaylara bakış açıları farklıdır.
İyimserlik öğrenilen bir özelliktir. İyimserliği öğrenmenin ilk yolu çevrenin nasıl algılandığını fark etmektir. Etrafta cevelan eden olayları ve insanları tehdit unsuru olarak algılayıp algılamama insanı iyimser veya kötümser yapıyor. Trafiğe çıktığımızda diğer araçları nasıl algılıyoruz? Acaba onları, öteki ve tehdit olarak mı algılıyoruz? Yine diğer insanların sizin hakkınızda neler düşündüğünü varsayıyorsunuz? Diğerlerini kıskanç ve iyiliğinizi istemez olarak mı düşünüyorsunuz? İşte bu soruların cevabı iyimser veya kötümser olduğumuzu gösteriyor. İyimserlik aslında dış etkenlerden çok insanın iç dünyasıyla ilgilidir. İçimizde beslediğimiz duygu ve düşünceler bizi iyimser veya kötümser yapıyor.
İyimserlik sabit değildir ve sürekli olarak değişebilir. Yani insan doğuştan iyimser veya kötümser değildir. Yaşamın herhangi bir döneminde kötümser bir insan iyimser bir insana dönüşebilir. Aslında iyimserliğin öğrenilebilir olduğu kabul edilmelidir. İnsanın özellikle kendine ve düşüncelerine karşı esnek davranması gerekir. İyimserlik bir mizaç özelliği değildir. Psikolojide mizaç özellikleri biyolojik ve doğuştan olduğu için çoğu zaman değişmez kabul edilir. Fakat karakter özellikleri öğrenilebilir ve sosyal ilişkiler sonucunda ortaya çıkar. İyimserliği mizaç değil de karakter özelliği olarak değerlendirmek hayata dair birçok şeyi değiştirecektir. Yapılan birçok çalışma kötümser olan insanların iyimser olabildiğini, değişebildiğini ve geliştiğini göstermiştir.
İki kişinin çok sıcak bir ortamda olduğunu düşünelim. Çok susuyorlar ve uzun bir yürüyüş sonrasında kulübe benzeri bir yer görüp içine giriyorlar ve içeride yarımşar bardak su olduğunu görüyorlar. Birisi yarım bardak su bulduğuna şükrederken diğeri yarım bardak su olduğu için bin bir şikâyette bulunuyor. İyimser bardağın yarısı dolu derken kötümser bardağın yarısı boş diye sızlanıyor. Aslında az ya da çok olması değil, suyun bulunmuş olması sevinç kaynağı olmalıdır. Burada odaklanılan noktanın temel farkı oluşturduğunu ifade edebiliriz.
İyimserlikle kötümserlik arasındaki temel farklardan birisi de güven veya güvensizliktir. İyimserler dünyayı güven temelinde ele alırlar. Kötümserler ise en yakınındaki kişiye bile güvenmemek gerektiğini ifade ederler. İyimserlerin güvenmesi tamamıyla ihtiyatı elden bıraktıkları anlamına gelmez. Olay ve kişilere önyargıdan uzak ve iyi bir niyetle yaklaşırlar. Durumun gidişatına göre değerlendirme yapıp davranışta bulunurlar. Kötümserler ise temelde güvensizlik temelli düşündüklerinden belki de olumluya gidecek birçok olayı en baştan kesmiş olurlar.
Kötümserlerin özelliklerinden birisi kişiselleştirmedir. Herhangi bir olay olduğu zaman bunu hemen kişiselleştirip kendini suçlayabilirler. Ya da kendileriyle hiç alakası olmayan bir konuda alınganlık yapabilirler. Kendilerinden tamamen bağımsız olan bir olayda dahi kişiselleştirme yaparlar. Örneğin herhangi bir konu üzerine konuşulurken ortamda bulunan birisi kendi bilgisinin aksine bir şey söylediğinde onu kendine bir saldırı olarak kabul eder ve ya kendisinin aşağılandığını hisseder. Hâlbuki olay tamamen kendinin dışındadır. Karşıdaki kişi herkesten bağımsız düşündüğü şeyleri söylemeye çalışıyordur. İyimser kişi ise olayları kişisel algılamaz ve herhangi bir sorun yaşamışsa çözüm odaklı hareket etmeye çalışır.
Kötümserlerin bir diğer özelliği genelleme yapmadır. Olumsuz bir durum olduğunda dünyanın sonu gelmiş gibi davranır. Bir hata yaptığında bunu bütün davranışlarına geneller. Bundan sonra her şeyde ve her yerde hata yapacağına inanır. İyimser ise olayları tekil olarak algılar. Bir hata yapmışsa “evet bir hata yaptım fakat bugün yorgundum galiba bundan kaynaklandı. Bundan sonra bu hataya düşmeyeceğim” der ve hayatına devam eder.
Kötümserler olumsuz olayların geçici olduğunu fark etmez. Olumsuzluk yaşadıklarında bu olayın sonsuza dek süreceğini zannederler. Bu nedenle de bunaltı kısır döngüsüne düşerler ve çevrelerindeki insanlara da dünyayı dar ederler. İyimserler ise her olumsuzluğun sınırlı ve geçici olduğunu bilir. Şu an başıma geldi ama bu süreç geçtikten sonra düzlüğe çıkacağım diye düşünürler.
Buradan hareketle iyimser olabilmek için;
- İyimserliğin öğrenilebilir olduğunu kabul etmek gerekiyor.
- Dikkat ve algının neye yoğunlaştığını fark etmek gerekiyor.
- Güven temelinde ve iyi niyetle yaklaşmak gerekiyor.
- İyimserliğin artan ve değişen özellik taşıdığını bilmek gerekiyor.
- Olayları ve durumları kişisel algılamamak gerekiyor.
- Bir olumsuzluğu tüm hayata genellememek gerekiyor.
- Olumsuz durumların geçici ve sınırlı olduğunu fark etmek gerekiyor.
Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et