İnsan birçok zorluğa katlanabilecek kabiliyete sahiptir. Fakat bazı insanlar zorluğa katlanma yeteneklerini geliştirmez veya zamanla zayıflatır. Bu durumda insan çevresinde dönen dünyayla başa çıkamaz duruma düşer. Bunun sonucunda inzivaya çekilme (asosyallik), kırılganlık ve küskünlük belirtileri ortaya çıkar. İnsanın kendini toplumsal hayattan ve diğer insanlardan çekmesi pek çok probleme neden olur. Kendini çekme bireysel olarak çözüm gibi görünse de zamanla daha büyük sorunlara yol açar. Örneğin kimseyle yüz göz olmamak, insanların kötü sözlerine maruz kalmamak, insanlarla sorun yaşamamak adına insan sosyal ilişkilerden uzak durmak isteyebilir. Bu aslında insanın kendini savunma mekanizmalarından biridir fakat bu yalnızlık ve asosyallik zamanla stres, depresyon, bunalım, anlamsızlaşma ve öfke olarak insanın kendine döner. Hal böyleyken orta yolu bırakmamak koşuluyla insanlarla iç içe olup başa çıkma becerilerimizi geliştirmemiz gerekiyor.
İnsanın dayanıklı olması ve zorluklara göğüs germesi oldukça önemlidir. Geçtiğimiz aylarda üzerinde yaşamış olduğumuz coğrafyada tarifi imkânsız bir deprem felaketi yaşandı. Depremde yakınlarını kaybedenler olduğu gibi maddi ve manevi birçok kayıp yaşayanlar oldu. Hala düzelmeye çalışıyoruz. Psikolojik olarak dayanıklı olan kişiler zorluklarla başa çıkmada daha başarılı oldular. Fakat bazılarımız maalesef bu süreçte daha fazla zarar gördü. Bu kişiler psikolojik olarak dayanıklı olmayan kişilerdi.
Psikolojik dayanıklılık, insanın zor ve mücadele gerektiren hayat koşullarına uyum sağlama sürecidir. Zorlu koşullara uyum sağlarken zihinsel, duygusal ve davranışsal esneklik gösterebilmesidir. Zor durumlara uyum sağlama gerekliliği kişinin kendine bağlı nedenler olabildiği gibi kendi dışında gelişen olaylara bağlı sebeplere de dayanabilir. Psikolojik dayanıklılığı anlayabilmek için burayı açmamız gerekiyor.
Psikolojik olarak dayanıklı olabilmek için geniş bir pencereden dünyaya bakabilmemiz gerekiyor. Esneklik için, çevremizde dönen dünyayı algılayabilmeliyiz. Özellikle yaşadığımız anın farkında olmalıyız. Çevremizi ve kendimizi kabul etmeden esnek olabilmenin imkânı yok. Son olarak da açık görüşlü davranmalıyız. Örneğin bir kişiyle sorun yaşadığımızı düşünelim. Bu eşimiz, çocuğumuz, arkadaşımız veya anne-babamız olabilir. Bu konuda nasıl esneklik kazanabiliriz? İlk olarak sorunun ne olduğunu fark etmeliyiz. Tam olarak problem neden kaynaklandı? Ardından sorunu kabul etmeliyiz. Ben şu anda karşımdaki kişiyle bir problem yaşıyorum, bu sorunu nasıl çözebilirim demeliyiz. Son olarak sorun yaşadığımız kişiyle açık bir şekilde konuşabilmeliyiz. Rahatsızlıklarımızı ve kafamızı kurcalayan şeyleri açık yüreklilikle ifade etmeliyiz. Ve aynı şekilde karşı tarafı da dinlemeliyiz.
Zihinsel esneklik sağlamak için karşıt düşüncelere söz hakkı tanımalıyız. Bu insanın gelişimi için oldukça önemlidir. Zihinsel esnekliği olmayan kişiler kendi gibi düşünmeyen insanlarla aynı ortamda olmak istemezler. Hatta aynı siyasi partiye mensup olmadığı için insanları dışlamak dahi isteyebilirler. Aslında zihinsel esneklik toplumun selameti için de çok kıymetlidir. Zihinsel esneklik konusunda insanlar en yakınlarında olan insanlara daha tahammülsüz davranabiliyor. Zihinsel esnekliğe ek olarak duygusal esneklik ise kişinin birincil duyguları düzenlemesi ve bastırabilmesidir. Yani öfke anında, öfke duygusunu kontrol edilme becerisine veya öfke nöbeti geldiğinde bastırabilme yeteneğine duygusal esneklik deniliyor. Davranışsal esneklik ise insanın değişen koşullara uyum sağlama becerisidir. Örneğin farklı bir ortama girdiğinde kişinin oranın gereklerine bağlı olarak davranışta bulunmasına davranışsal esneklik diyebiliriz. Psikolojik olarak dayanıklı olabilmek için duygusal, zihinsel ve davranışsal olarak esnek olmamız gerekiyor.
İnsanın gündelik hayatındaki zorluklar ve güçlükler bazen kendine bağlı olarak gelişirken bazen de dışardaki bir duruma veya kişiye bağlı olarak gelişebilir. İnsanın zorlukların nereden kaynaklandığını bilmesi, başa çıkmayı kolaylaştırır. Bazı sorunlar kişinin bizzat kendisinden kaynaklanır. İnsanın içinde yaşadığı koşul, içinde bulunduğu ruh hali, mizaç ve karakter özellikleri yaşamını zorlaştırabilir. Örneğin mizacının sert olması, karakter özelliği olarak kibirli davranması, stres, anlamsızlık ve depresyon gibi ruh halleri insanı zorlayıcı olabilir. Bu durumlara dayanabilmek için sebep ve sonuç ilişkisi kurmak gerekiyor. Bazen de afet, hava koşulları, geçim sıkıntısı, işsizlik, kayıplar gibi durumlar insanları zor duruma sokabiliyor. Ya da etrafında zor, kaba, zorba, düşüncesiz, kibirli ve narsist insanlar varsa hayat çekilmez hale gelebiliyor. Bunlara karşı sergilediğimiz tutumlar, dayanıklılığımızı gösterir.
Psikolojik dayanıklılığı artırmak ve güçlendirmek için yapılacaklar listesi sunmak çok kolay değil. Fakat kısaca dayanıklılığı artırmak için;
- Minnettarlık, merhamet, kabullenme, anlam bulma ve affetme gibi erdemlere önem vermek gerekiyor.
- Sosyal ilişkilere önem vermek ve sosyalleşmek gerekiyor.
- İnsanlarla ve dünyayla kurduğumuz bağın dengeli ve sağlıklı olması gerekiyor.
- Başa çıkma konusunda sorun değil çözüm odaklı olmamız gerekiyor.
- Sevinç, üzüntü, korku, öfke, şaşkınlık ve iğrenme gibi birincil duygularımızı “”tanıyıp düzenlememiz gerekiyor.
Ebru için bir cevap yazın Cevabı iptal et