Karşımızdaki bir insana ne kadar tahammül edebiliyoruz? İnsanlara sinirlenme sınırımızı tam olarak ne belirliyor? Diğer kişilerin davranışlarının bize zarar verdiğini ne zaman düşünüyoruz? Biriyle sohbet ederken konuşma hakkını kullandığını veya nefret ve önyargılı yaklaştığının sınırını nasıl ayırıyoruz? Bu soruların cevabının bir kısmı içinde hoşgörü kesinlikle bulunuyor.
Bir an için durup kendi gündelik yaşantımızı düşünelim. Davranışlarımız, duygularımız, düşüncelerimiz ve çevremiz neye göre oluşuyor. Şimdi bir de diğer insanların hayat koşullarını hatırımıza getirmeye çalışalım. Herhangi birinin yaşantısını… Başkalarıyla uyuşmayan birçok yönümüz olabilir, bu başkaları içine anne-baba, eş ve kardeşlerimiz dahi girebilir.
Hoşgörümüz kişiden kişiye, zamandan zamana ve mekândan mekâna da değişiyor. Hoşgörü göstermemizde kişiler, zaman ve mekân belirleyicidir. Örneğin 15 yıl önce rahatlıkla kullanılan kelimeler bugün büyük bir ayıp ve nezaketsiz olarak algılanabiliyor. Hatta daha önceleri kullanılan kelimeler sarf edildiğinde ırkçılık, dışlamacılık ve nefret ifadesi olarak adlandırılabiliyor. Kişi bazında baktığımızda bazı insanlara karşı hoşgörümüz daha yüksekken bazı insanlara karşı tahammülümüz daha kısıtlı olabiliyor.
Hoşgörünün İngilizcedeki karşılığı tolerans iken Arapçada karşılığı tahammüldür. Gündelik dilde tolerans ve tahammül kelimelerini kullanıyoruz. Hoşgörü karmaşık bir kavramdır ve birçok yönü vardır. Bir erdem, bir davranış şekli, bir inanç ve insanlar arasını düzenleyen bir araçtır. Birçok şekilde ortaya çıkabilmektedir. Diğer insanlarla tamamen aynı fikirde olmasak dahi davranışlarını kabul etmek ve iyi geçinmektir. Siyasi olarak biriyle zıt kutuplarda olabiliriz fakat o kişiyle kötü olmamıza gerek yok. İşte bu noktada hoşgörü, zıt kutuplu siyasi görüşte olan insanları bir arada tutuyor ve birbiriyle iletişimi koparmamasına yardımcı oluyor. Yine aynı inançta olmayan insanların aynı mekânda yaşamasını ancak hoşgörü iklimi sağlıyor. Aksi takdirde çatışma kaçınılmazdır.
Başkalarıyla anlaşmanın yolu hoşgörüden geçiyor. Hoşgörüyü anlamak, diğer insanlara karşı tutumlarımızı değiştirmemize yardım ediyor. Hoşgörülü olmak, daha mutlu ve üretken olmamızı sağladığı gibi insanlar arasındaki ilişkilerimizi de düzenliyor. Bu yönüyle huzurlu ve saygılı bir toplumun oluşmasında hoşgörü erdeminin rolü çok fazladır. Hoşgörü, yaşam biçimi bizden farklı olan kişilere adil ve objektif bir tutum sergilemedir. Yani hoşgörülü olabilmek için adaletli ve hak nezdinde doğru olan davranışlar ortaya koymaktır. Örneğin kişinin siyasi düşüncesi, dini, mezhebi, hayata bakışı, ırkı, milliyeti ve karakteri farklı olabilir. Bunları ayrışma aracı olarak görmeyip hoşgörülü davranmak bizim için ödevdir. Hayatımızda sergilediğimiz hoşgörünün derecesi, mutluluk ve memnuniyet seviyemize katkı sunuyor.
Kayıtsızlık, lakaytlık ve hoşgörü arasındaki farkı anlamamız gerekiyor. Sırada beklerken birisi direkt en öne geçtiğinde sesimizi çıkartmadık. Burada hoşgörü mü yoksa kayıtsızlık mı gösterdik. Çocuğumuz veya ebeveynlerimiz kötü davranışlar sergilediğinde görmezden gelip sadece onların olumlu davranışlarını göz önünde bulundurduk. Bu durumda hoşgörü mü sergiledik yoksa onların olumsuz davranışlarının artmasına bir yol mu açtık. Bir kişinin kaba saba davranmasına, kırmasına, hayal kırıklığı yaratasına ve istediği gibi sivri dillilik yapmasına göz yumduk. “O hep öyledir, onu öyle kabul etmek lazım” ve o büyüğümüzdür ne yaparsa ne derse saygı duymamız gerek dedik. . Biz burada zorbanın gücünü mü artırdık yoksa hoşgörü mü gösterdik. Evet, bu davranışları hoşgörüyle karşılayabiliriz fakat bu durum olumsuzlukları artıran kayıtsızlığın kılıfı olacaktır. Şunu unutmayalım her ses çıkartmadığımız yanlış, o yanlışı onaylamak anlamına geliyor. Ailede, toplumda, çevremizde ve ikili ilişkilerimizde hoşgörünün sınırını iyi çizmeliyiz. Aksi takdirde bireysel ve toplumsal olarak gelişmemiz mümkün değildir. Burada üslubun önemi ortaya çıkıyor. Kavga etmeden sırayı ihlal edeni uyarmalı, çocuğumuzun ve anne-babamızın kötü davranışı varsa kırmadan anlatmalı, kaba davranan kişiye bu durumu fark ettirmeli, bir kişi “öyle olduğu” için öyle kalmamalı ve sırf yılların hatrına yaşlı insanların yanlışları, yanlış olarak devam etmemelidir.
Aşırı hoşgörü insanın gelecekteki yaşamına borçlanmasıdır. Aşırı olan şey insanların o yönde şartlanmasına ve beklentiye girmelerine neden olur. Sizin öyle davranmanız gerekliliğini kendiniz oluşturursunuz. Hoşgörünün sınırını belirlemenin çok kolay olmadığı ortada. Bu nedenle hoşgörünün kusurlu bir erdem olma olasılığı her zaman vardır. Bu erdem konusunda temkinli olmamız gerekir. İnsanların haklarının ihmal edilmemesi ve toplumsal yaşamın dengesinin bozulmaması her zaman gözetilmelidir. Aksi takdirde zorbalık ün kazanır, kayıtsızlık erdem olarak algılanır, değersizlik ön plana çıkar. Bu nedenle hoşgörünün sınırlarını belirlemede şu soruları sormalıyız.
- Hoşgörü gösterdiğimde faydası-zararı ne olacak?
- Hoşgörü gösterdiğim kişi davranışlarının sonucunu kavrayabilecek mi?
- Kayıtsızlık mı sergiliyorum yoksa hoşgörü mü?
- Konforumu bozmamak için mi susuyorum yoksa hoşgörü mü gösteriyorum?
- Hoşgörü gösterdiğimi zannederken “aman ağzımın tadı bozulmasın” mı diyorum?
- Hoşgörü mü gösteriyorum yoksa “banane”cilik mi yapıyorum?
Hanefi için bir cevap yazın Cevabı iptal et