Güven insanın en temel duygularından birisi. İnsanın doğumdan sonra ilk öğrendiği duygu güvendir. Güven duygusunun öğrenilmesinde anne-babanın tutumu oldukça önemlidir. Bebeklikte güven duygusu; ilgi ve sevgi gösterilmesi, ihtiyaçların karşılanması, ten teması ve göz kontağı kurulması neticesinde gelişiyor. Anne-babanın, güvenin oluşması için bebeğin yeme-içme ve altını temizleme gibi fizyolojik ihtiyaçlarını zamanında karşılaması gerekiyor. Ardından ebeveynler sevme, sarılma, kucağa alma ve bebekle göz teması kurarak konuşma gibi temel psikolojik gereksinimleri sağlamalıdır. Bunların herhangi birinde ihmal ve umursamazlık yapıldığında güven duygusu zedeleniyor. Bebekte güven duygusunun sağlıklı gelişmemesi, aile hayatından inanca kadar birçok şeyi olumsuz etkiliyor.
“Çoğu insanın bebekliğinde güven meselesine dikkat edilmemiş ve hiçbir şey de olmamıştır” dediğinizi duyar gibiyim. Gerçekten de durum öyle mi? Güven duygusu gelişmeyen bir insan; aile kurabilir, anne-baba olabilir, iyi bir dindar olabilir, zengin olabilir veya iyi bir mesleği olabilir fakat güven sorununu aşmış sayılabilir mi? Gelişim psikolojisinden biliyoruz ki güven duygusu ve güvene önem verme de öğrenilen bir duygudur. Bebeklik döneminde kazanılmayan güvenin daha sonraki dönemlerde öğrenilmesi muhtemeldir. Yeter ki insanlar kendi duygularının farkında olabilsin. Birey kendi duygularını tanıdıktan sonra çözüme adım atabilir. Kendi eksikliğini fark eden birisi problemini çözemese dahi profesyonel destek alabilir duruma gelecektir. Bu da insan için bir gelişim eşiğidir.
Güven duygusunu kazanmak ile güven duygusunun önemini kavramak çok yakından ilişkili. Güven duygusuna önem vermemek ve bu duyguyu zamanında sağlıklı kazanmamak bağlanma problemlerine yol açıyor. Örneğin anne-babasıyla sağlıklı bağ kuramayan insanlar eş, çocuk ve arkadaşlarıyla da sağlıklı ilişki kuramıyor. Güvensizlik problemi yaşayanlar güvensiz, ilgisiz veya kaçınmacıdır. Bazı insanların soğuk davranmasının, insanlarla ilişki kuramamasının nedeni güvensizliğe dayanıyor. İlişkilerinde güvensiz olanlar eşi ve çocukları dahi olsa güvenmek istemiyor. Dahası aile içinde sağlıksız kıskançlıklar sergiliyor. İlgisiz insanlar, çevresinde dönen ilişkiler dünyasına ilgi duymuyor. İlişki sürdürmekte isteksiz davranıyor. İnsanlardan kaçanlar ise kendi kabuğuna çekiliyor. Çoğunlukla tek başına yalnızlar ordusuna katılıyor. Belki odası belki telefon ve bilgisayarı ona bir sığınak oluyor. Güvensiz, ilgisiz veya kaçınan bir insanın aile kurması büyük problemler yumağıdır. Güven problemini çözmeyen ya da güvenin önemini bilmeyen biriyle ilişkiyi devam ettirmek oldukça zordur. Dahası güvenle ilgili problemi olmayan eş de zamanla güvensizlik yaşayan diğer eş gibi davranmaya başlayacaktır.
İlişkilerde güvenin çift taraflı (dyadic) olduğunu unutmayalım. İlişkilerin kurulmasında taraflardan herhangi biri güven duygusunu sarstığında güven ortadan kalkıyor. Eğer bir toplumda güven değer olarak görülmüyorsa güvensizlik duymak bir değer halini alıyor. Ülkemizin güven endeksine bakıldığında oldukça düşük olduğunu görüyoruz. Dışarıda başka insanlara güvenir misiniz sorusuna 100 kişiden sadece 8 kişi güvenirim diyor. Aslında “babana bile güvenmeyeceksin” özdeyişi toplumun değeri halini alıyor. Çünkü insanlar güvendiği zaman maddi ve manevi olarak zarar görüyor. Bu nedenle insanlar güvenmemenin daha önemli olduğunu kanıksıyor. Birbirine güvenmeyen insanları suçlamak ya da yanlış yaptıklarını söylemek haksızlık olur. Bu durumun psiko-sosyal nedenlerine eğilmek gerekiyor.
İnsanların ekonomik hayatlarında da güvensizlik hâkim. Herhangi bir alışveriş yaparken gönlünüz ferah bir şekilde alışveriş yapabiliyor musunuz? Çoğunluk bu soruya hayır yanıtını veriyor. Kurumsal firmalara güven daha fazlayken maalesef küçük esnafa güven daha düşük. Geçen yıllarda arkadaşımızın başına gelen bir olayı anlatayım. Sorun araç tamiriyle ilgili. Arkadaşımızın aracının sürücü camı açıldıktan sonra bir daha kapanmıyor. Bunun üzerine sanayiye gidiyor. Usta siz arabayı bırakın bizde kalması gerekiyor deyip gönderiyor. Belli bir zaman sonra arıyorlar ve sorunu hallettik gelip arabayı alabilirsiniz diyorlar. Arkadaşımız gittiğinde o günün koşullarında ütopik bir para istiyorlar. Bunun üzerine arkadaş itiraz ediyor. Usta diretiyor, aracın camını, camını kaldıran motoru ve çalışma mekanizmasını değiştirdik bu nedenle fazla tuttu diyor. Arkadaş da hem değişen parçaları hem de alınan malzemenin faturasını istiyor. Esnafımız hiçbirini yapmaya gönüllü davranmayıp bağırıp çağırarak meseleyi kendi lehine çekmek istiyor. Sonunda arkadaşımız tüketici mahkemesi ve maliyeye şikâyet tehdidinde bulununca mesele çözüme kavuşuyor. Usta, tozdan kaynaklı camın sıkıştığını ve tozu temizleyince düzeldiğini itiraf edip, istediği ücretin yüzde onu kadar bir para istiyor. Arkadaşımız ödemeyi yapıp bela okuyarak oradan ayrılıyor. Bu anlattığım olay birebir yaşanmıştır. Ayrıca bu ve benzeri olayları yaşayan sadece bizim arkadaşımız değil.
Yuval Harari birçok uluslararası şirketin güven sonucunda ortaya çıktığını ifade ediyor. Acaba bizde ortaklı küçük bir dükkânın tez zamanda dağılmasının güven duygusuyla ilişkili olabilir mi? Sosyal medyada meşhur olan bir lokanta son günlerde baba-oğul arasındaki probleme bağlı olarak sorunlar yaşıyor. Kamuoyuna bakılırsa babanın haksızlık ettiğinden dem duruluyor. Hesabın sosyal medyasındaki yorumlara bakıldığında temelde güvensizlik temelli olduğu görülüyor. “Bu dönemde babana bile güvenmeyeceksin” yorumu mükerrer yapılıyor. Aslında sana asıl güven duygusunu aşılayan kişiye (baba) bile güvenme demek büyük bir trajedinin özeti gibi duruyor. Bu problemin üzerinde toplumca durmamız gerekiyor.
Toplumda yaşayan büyük kandırmaca ve dolandırıcılık olaylarının altında bebeklikte güven kazanamama ve güvenin öneminin kavranamaması yatıyor. İhmal edilmiş kişiler, “güven duygusunun önemini” bilmediğinden acımasızca birçok kalpazanlık olayına karışabiliyor. Zira empati yapma ve diğeri düşünmekten bihaber büyüyorlar. Tabi ki dolandırıcıların durumlarını psikolojize ederek masum gösterme hatasına düşmek istemem. Ama en azından olumsuz olayların nedenini anlayabilirsek daha sonraki kuşağa önleyici bir temel taş olabilir.
Ülkemiz koşullarında insanların çoğunluğu kendini öyle ya da böyle dindar olarak tanımlıyor. Günlük yaşantınızda din ne kadar önemlidir diye sorulduğunda 100 insandan 89’u dinin önemli olduğunu söylüyor. Bir insan yaşamında dini değerleri önemli görürken nasıl güven sarsacak davranışlar yapabiliyor? İşte bu noktada güvenin dinden değil de kişinin yetişme koşullarından kaynaklandığını bilmemiz gerekiyor. Ayrıca günlük yaşamında dine çok fazla atıfta bulunan insanların sorumluluk alma konusunda daha isteksiz davrandıklarını söyleyebiliriz. Bu nedenle din, güven duygusuna olumlu katkıda bulunurken, güveni bebeklikte kazanılmış temel özellik olarak düşünmek gerekiyor. Güvenin önemli olduğunu kavramak kişinin bilinç düzeyine göre farklılaşabiliyor.
İnsanlar arası ilişkilerde en önemli konulardan birisi güvensizliğin normalleşmesidir. Bazı toplumlarda olumsuz değerler yüceltiliyor. Esnafın, kandırdığı müşteriyi övünerek anlatması buna örnek olabilir. Ailede ve eşler arasında güvensizlik normalleşmişse aile koşulları, huzur ortamı olmaktan çıkıp bir tehdit unsuru olarak algılanıyor. Tehdit altında yaşayan birisinin sağlıklı bir ruh haline sahip olması imkânsız hale geliyor. Toplum içinde ve aile içinde güven duygusunun önemli olduğu kavranmalıdır. Aksi takdirde nevrotizm artacaktır. Bu da karamsarlık, ümitsizlik, kaygı, kendinden ve başkasında şüphe duyma hali, her şeyi olumsuz anlama ve depresyona neden olacaktır. Zira güvensizlik yaşayan bir insandan olumlu duygular sergilemesini beklemek olağan akışın tabiatına aykırıdır.
Yapılan çalışmalara bakıldığında güvensizlik, mutluluk ve iyi oluşu da olumsuz etkiliyor. Güven duymayan insanlar olumsuz duygular sergiledikleri için mutlu olamıyorlar. Günlük hayat rutininde iyi olmalarına engel oluyor. Aynı zamanda güvensizlik; affetme, şükran duyma, alçakgönüllü olma ve ölçülü olma gibi birçok olumlu erdemin sergilenmesini de önlüyor. Bu nedenle toplumsal ve bireysel ilişkileri düzeltmenin yolu güvenden geçiyor. “Güvenin” önemli bir değer olduğunu kavramak için daha fazla çaba sarf edilmesi gerekiyor.
Yorum bırakın