Geçen yıl bir öğrenci dersten sonra yanıma geldi.
“Hocam,” dedi, “ben insanlara bakınca ne olduklarını ve düşünce yapılarını hemen anlıyorum. Psikoloji de yüksek lisans yapmak istiyorum aslında psikoloji böyle bir şey değil mi zaten?”
Yüzünde ciddi bir güven vardı. Ona şunu sordum:
“Peki seni şu an dinlerken ne düşündüğümü tahmin edebilir misin?”
Durdu. Hafif panikleyerek acı bir şekilde gülümsedi.
“Hocam… sanırım beni test ediyorsunuz.”
“Hayır,” dedim, “seni değil, zihnimizi test ediyorum.”
İşte psikoloji tam burada başlar. Sezgi veya sanıyla bildiğimizi sandığımız şeyle, gerçekten bildiğimiz şey arasındaki mesafeyi fark etmemizi sağlar.
Bu nedenle şu soruyu soralım: Psikoloji ne değildir?
Psikoloji zihin okuma değildir.
Bir insanın kaşını kaldırmasından yalan söylediğini, gözünü kaçırmasından suçlu olduğunu iddia etmek bilim değildir. Bunlar popüler kültür klişeleridir. Bilimsel psikoloji, davranışları sistematik gözlem ve ölçümle inceler. “Bence öyle” cümlesi psikolojide veri sayılmaz. Veri, ölçülebilir ve tekrar edilebilir olandır.
Psikoloji sadece terapi değildir.
Film ve diziler yüzünden psikolojiyi koltukta oturan bir danışan ve not alan bir terapistten ibaret sanıyoruz. Oysa psikoloji; öğrenmeyi, hafızayı, karar verme süreçlerini, dikkat hatalarını, sosyal etkileşimi, liderliği, dini başa çıkmayı, anlam arayışını, hatta kalabalıkta neden paniklediğimizi inceler. Klinik psikoloji bu psikolojisinin 54 alt alanından yalnızca bir biridir.
Psikoloji yalnızca “hasta insanı” incelemez.
Bir öğrencinin sınav kaygısı kadar, bir insanın umut potansiyeli de psikolojinin konusudur. Travma kadar dayanıklılık da incelenir. Depresyon kadar mutluluk da araştırılır. İnsan sadece hastalıklar toplamı değildir.
Psikoloji kişisel gelişim sloganı değildir.
“İstersen başarırsın.”
“Olumlu düşün, evren verir.”
Bunlar motivasyon cümlesi olabilir ama bilimsel önerme değildir. Psikoloji, hoşumuza giden fikirleri değil; test edilmiş bulguları ciddiye alır. Bir iddianın kulağa iyi gelmesi, doğru olduğu anlamına gelmez. Bilim, inandırıcılığa değil kanıta bakar. Birçok öğrencim psikolojinin toz pembe bir alan olduğunu sanarak yüksek lisansa başlıyor. Fakat daha sonra hiç sandığım gibi bir alan değilmiş hocam itirafında bulunuyor.
Psikoloji ahlaki hüküm verme kurumu değildir.
Bir davranışı açıklamak, onu onaylamak değildir. Örneğin bir insanın öfkesinin çocukluk deneyimleriyle ilişkili olduğunu söylemek, öfkeyi meşrulaştırmak demek değildir. Psikoloji “neden” sorusunu sorar. “Doğru mu, yanlış mı?” sorusu ise normatif bir sorudur; felsefe ve dinin alanına girer. Bu ayrımı net koymazsak kavramlar birbirine karışır.
Psikoloji kader okuma veya yazgı belirleme alanı değildir.
Bir kişilik testinde “içe dönük” çıkmanız, ömür boyu yalnız yaşayacağınız anlamına gelmez. Testler eğilimleri gösterir, yazgıyı değil. İnsan, istatistiksel ortalamalardan ibaret değildir. Sen böylesin ve böyle kalacaksın demez. Farkındalık sağlayarak insana yardımcı olmaya çalışır.
Psikoloji tek bir kuram değildir.
Psikanaliz, davranışçılık, bilişsel kuram, evrimsel psikoloji… Hepsi psikolojinin içinde ama hiçbiri psikolojinin tamamı değildir. Kuramlar değişir, düzeltilir, eleştirilir. Bilim, dogma değildir; revizyona açıktır.
Psikoloji sadece biyoloji değildir.
Beyin görüntüleri görmek etkileyicidir. Ama bir fMRI görüntüsü bize bir insanın Allah tasavvurunun bütün boyutlarını anlatmaz. Öte yandan “her şey ruhtur, biyoloji önemsizdir” demek de romantik bir kaçıştır. Psikoloji, biyolojik altyapıyı kabul eder ama insanı sadece nöronlara indirgemez.
Psikoloji ideoloji değildir.
Psikoloji bir dünya görüşü dayatmaz. Bir metodolojidir; belirli yöntemlerle veri toplar, analiz eder, yorumlar. Kuramcıların kişisel felsefeleri olabilir; ama bilimsel yöntem, ideolojik sadakat değil, eleştirel test ister.
Psikoloji sağduyu değildir.
“Ben zaten insan sarrafıyım” cümlesi sık duyulur. Oysa sağduyu çoğu zaman yanılır. İnsan kendi inancını doğrulayan örnekleri hatırlar, çelişenleri unutur. Buna doğrulama yanlılığı denir. Psikoloji tam da bu yanlılıkları ortaya çıkarmaya çalışır. Bilim, sezgiyi sınamaktır.
Psikoloji kültürden bağımsız evrensel formüller sunmaz.
Batı’da “benlik” daha bireysel tanımlanırken, bizim kültürümüzde ilişkisel bir boyut ağır basar. Bu farkı görmeden yapılan genellemeler eksik kalır. Psikoloji evrensel eğilimleri araştırır ama kültürel bağlamı yok sayamaz.
Psikoloji her sorunu bireye indirgemez.
Bir genç işsizse, “özgüven sorunu var” demek kolaydır. Oysa ekonomik yapı, sosyal çevre, eğitim imkânı gibi faktörler de davranışı şekillendirir. Psikoloji yalnızca bireyin iç dünyasına bakmaz; sosyal bağlamı da inceler.
Psikoloji dinin alternatifi değildir.
Psikoloji, inancın doğru ya da yanlış olduğunu söylemez. İnancın insan üzerindeki etkilerini inceler. Dua eden bir insanın stres düzeyi düşüyor mu? Dini başa çıkma hangi şartlarda güçlendirici, hangi şartlarda kaçış mekanizması oluyor? Sorular bunlardır. Psikoloji anlam üretmez; anlamın insan üzerindeki etkisini araştırır.
Ve son olarak:
Psikoloji kesinlik bilimi değildir.
Fizikte olduğu gibi yüzde yüzlük yasalar beklemek, insanı yanlış anlamaktır. Psikoloji çoğu zaman “yüksek olasılıkla”, “anlamlı düzeyde”, “etki büyüklüğü şu kadardır” diliyle konuşur. Bu zayıflık değil; insanın karmaşıklığına duyulan saygıdır.
Psikoloji insanı ilk bakışta anlama becerisi sağlamaz.
Bazen yeni tanıştığım insanlar “sence ben nasılım”, “benim psikolojim sağlam mı? veya “oradan bakınca ben de psikolojik rahatsızlık var mı?” gibi sorular soruyorlar. Dünyanın en iyi psikolog veya psikiyatrının dahi ilk görüşte insanı anlaması imkânsız bir durum. Bu nedenle psikolojiye mucizeymiş gibi bir anlam yüklemek bizi yanıltacaktır. İnsanı sağlıklı bir şekilde anlaması için psikolojinin süreye ihtiyacı vardır.
Şimdi baştaki öğrenciye dönelim.
“Hocam ben insanı bakınca anlarım” dediğinde aslında hepimizin ortak yanılgısını dile getiriyordu. İnsan, kendini ve başkasını kolayca anladığını zanneder. Psikoloji bu zannı sarsar. Çünkü bilmek ile bildiğini sanmak arasında ciddi bir fark vardır.
Psikoloji ne sihirdir ne slogan.
Ne ideolojidir ne yazgı/kader belirleyici.
Ne sadece terapi odasıdır ne de sağduyu toplamı.
Psikoloji, insan davranışını ve zihinsel süreçleri eleştirel, sistematik ve kanıta dayalı biçimde anlama çabasıdır.
Sınırını bilmeden hiçbir alan ciddiye alınamaz.
Psikolojiyi abartmak da küçümsemek de düşünmemize ket vurur. Hakikate yaklaşmak için önce kavramları yerli yerine koymak gerekir.
Yorum bırakın