Geçen gün sosyal medyada karşıma şu video çıktı: Küçük bir çocuk, evin salon duvarını renk renk boyuyor. Altına da şu yazılmış: “Bırakın çocuk özgür olsun, duvar boyasın, çamura batsın, yeter ki ruhu temiz kalsın.” Birkaç gün sonra başka bir paylaşımda, yine bir uzmanın ağzından şunu duydum: “Çocuklar sınırlarla büyür, özgür bırakılan çocuk sorumsuz birey olur.” Aynı hafta, aynı platform, zıt fikirler. Peki hangisi doğru? Daha da önemlisi, bu kadar hızlı değişen yaklaşımların ortasında bir ebeveyn neye güvenecek?
Türkiye’de özellikle son on yılda çocuk yetiştirme anlayışında bir dönüşüm yaşanıyor. Eskiden çocuklar “uslu” olsun diye büyütülürken, bugün “özgüvenli” olsun diye yetiştirilmeye çalışılıyor. Bir dönem “çocuk kendini keşfetsin, istediğini yapsın” anlayışı öne çıkarken, şimdi ebeveyn otoritesinin yeniden keşfedildiği bir döneme girildi. Sosyal medya bu değişimlerin taşıyıcısı. Her gün karşımıza yeni bir ebeveynlik modeli, yeni bir uzman yorumu çıkıyor. Ancak sorun şu: Bu akımlar, çoğu zaman birbiriyle çelişiyor ve kökten bir yön değişikliği sunuyor.
Oysa çocuk gelişimi, moda gibi sezonluk değişen bir şey değildir. Çocuklar dün de duygusal güvene ihtiyaç duyuyordu, bugün de. Dün de sınırların içinde büyümeye ihtiyaçları vardı, bugün de. Yani mesele “serbest mi bırakalım, sınır mı koyalım?” ikiliğinde sıkışmış bir sorun değil. Asıl mesele, bu iki ucu bir araya getiren, çocuğun bireyselliğini tanıyan ama ona rehberlik etmeyi de ihmal etmeyen bir dengeyi kurmak.
Çocuğun duvarı boyamasına izin vermek bazen bir keşif alanı olabilir ama bu davranışın sürekli hale gelmesi, ortak yaşamın sınırlarını ihlal edebilir. Aynı şekilde, otorite kurmak çocuk için güvenli bir yapı sağlayabilir ama bu otorite, korku ya da baskıya dönüşürse ruhsal gelişimi zedeler. Türkiye gibi ilişkisel kültürlerde hem bireyin hem ailenin birlikte dikkate alındığı, ne sadece çocuğu merkeze alan ne de tamamen ebeveyn otoritesine dayanan modeller geliştirmek gerekiyor.
Kısacası, çocuk yetiştirirken değişen sosyal medya akımlarına değil; çocuğumuzla kurduğumuz gerçek ilişkiye kulak vermemiz gerekiyor. Ebeveynlikte doğru tek bir yol yok; ama çocuğu bir “özne” olarak görmek, her yolun başlangıcı olabilir. Sınırla birlikte sevgi, özgürlükle birlikte sorumluluk, rehberlikle birlikte dinleme… Belki de bu yolda ihtiyacımız olan tek şey, çocuğu modaya göre değil, insana göre büyütmek.
Yorum bırakın