Bir Annenin Son Anda Verdiği Karar: İntikam mı, Affetmek mi?

Samira Alinejad, oğlunun katilini affetmesiyle tüm dünyayı derinden etkileyen bir karar verdi. 2007 yılında, 18 yaşındaki Abdullah, bir sokak kavgası sırasında Bilal tarafından bıçaklanarak öldürülmüştü. Bu trajik olay, Alinejad’ın hayatını derinden etkiledi. Oğlunun katilinin cezalandırılmasını isteyen Samira, ölüm cezasının infazı yaklaşırken, bir gece rüyasında oğlunu gördü. Oğlu Abdullah, ona intikam almaması gerektiğini söylese de, başlangıçta bu çağrıya kulak asmayan Alinejad, Bilal’in ölüm cezasının uygulanacağı gün, bir mucize gibi, nefreti bırakıp affetmeye karar verdi. O an, affetmenin sadece başkalarını değil, insanın kendisini de iyileştiren bir süreç olduğunu gösteren eşsiz bir örnek olarak tarihe geçti.

Affetmek, yalnızca bir erdem değil, aynı zamanda ruhsal bir iyileşme sürecidir. Psikolojik araştırmalar, affetmenin hem kişisel hem de sosyal sağlığı nasıl iyileştirdiğini ortaya koymuştur. İnsanlar doğasında, kendilerine yapılan kötülüklere karşı intikam almayı arzu etme eğilimindedirler. Ancak bu tür tepkiler, başlangıçta tatmin edici görünse de, uzun vadede insanı daha derin bir içsel boşluğa sürükler. İntikam almak, tıpkı Samira’nın hikâyesinde olduğu gibi, sadece geçici bir rahatlama hissi verirken, kin duygusunun insanın ruhunda bıraktığı yara kalıcı olur. Affetmek ise, tam tersine, bu ruhsal yükten kurtulmak ve içsel huzuru bulmak için en etkili yoldur.

Psikoloji literatüründe, affetmenin, duygusal dengeyi sağlama açısından kritik bir rol oynadığı vurgulanır. McCullough ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalara göre affetmek, kişiyi bir tür “prososyal motivasyon değişikliği” yaşatarak, intikam alma ve zarar verme isteğini azaltır. Bu, karşıdaki kişiye karşı öfke duygularının yerine, daha yapıcı ve iyileştirici bir bakış açısı geliştirir​.Bu motivasyonel dönüşüm, yalnızca davranışsal değişikliklere yol açmaz, aynı zamanda bireyin içsel huzurunu da artırır. Affeden kişi, tıpkı bir psikolojik iyileşme süreci gibi, kendisini daha dengeli ve barışçıl hisseder.

Affetmenin sadece duygusal bir süreç olmadığını, aynı zamanda bir düşünsel çaba gerektirdiğini de unutmamak gerekir. Hall ve Fincham, özür dilemeyi ve kendini affetmeyi tanımlarken, affetmenin sadece bir davranış değil, aynı zamanda bir içsel değişim olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle kendi hatalarını affetme süreci, kişinin kendisiyle barışık olmasını sağlar. Bu, yalnızca başkalarına karşı değil, aynı zamanda kendi içimizdeki yaraları da iyileştirmenin yoludur.

Ancak affetme süreci her zaman kolay değildir. Herkesin affetme kapasitesi farklıdır ve bu kapasite, kişisel özelliklere ve geçmiş deneyimlere bağlı olarak değişir. McCullough, affetmenin kişilikle de yakından ilişkili olduğunu belirtir. Özellikle empati, alçakgönüllülük ve duygusal denge, bir kişinin affetme eğilimini artıran faktörlerdir​.Ayrıca, affetmek, birinin suçu unuttuğu veya affettiği anlamına gelmez. Aksine, affetmek, suçu kabul etmek ve bununla barış yapmakla ilgilidir. Bu nedenle, affetmek bir anlamda, geçmişteki bir hatayı kabul edip, ona yeni bir anlam yükleyerek geleceğe yönelmek olarak da tanımlanabilir​.

Affetme süreci yalnızca başkalarına yönelik değil, aynı zamanda kendi iç dünyamıza da yöneltilmesi gereken bir eylemdir. Öz affetme, kişinin kendisiyle barış yapması, geçmişteki yanlışlarını kabul ederek, kendine karşı duyduğu öfkeyi, suçluluğu ve nefret duygularını serbest bırakmasıdır. Özellikle Hall ve Fincham’ın üzerinde durduğu gibi, öz affetme, duygusal ve psikolojik iyileşme sürecinin temel bir parçasıdır. Bu süreç, kişinin yaptığı hataları kabul etmesini ve onları insan olmanın bir parçası olarak görmesini sağlar. Öz affetme, sadece kendine karşı duyulan nefretin atılması değil, aynı zamanda kişinin kendisini insan olarak değerli görmesi anlamına gelir.

Öz affetme, sadece “unutma” ya da “görmezden gelme” değildir. Enright’in tanımına göre, öz affetme, kişinin kendisine karşı duyduğu nefreti bırakıp, ona karşı daha yapıcı ve şefkatli bir yaklaşım geliştirmesidir​. Bu süreç, özellikle içsel çatışmalar yaşayan kişiler için kritik öneme sahiptir. Bir kişi, geçmişteki yanlışlarıyla barışmadığı sürece, kendi iç dünyasında sürekli bir çatışma ve huzursuzluk yaşayacaktır. Kendine karşı duyulan bu içsel savaş, kişinin kendisini daha değersiz ve yetersiz hissetmesine yol açar. Ancak, öz affetme, kişiye yalnızca içsel huzur kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda daha sağlıklı ve pozitif bir yaşam sürmesine de olanak tanır.

Sonuç olarak, affetmek sadece başkalarını değil, kendimizi de özgürleştirmek anlamına gelir. Affetmek, hayatımıza daha fazla pozitif enerji ve huzur katmak için atmamız gereken önemli bir adımdır. Affetmek, bir anlamda, geçmişteki yaraları kabul edip, onları iyileştirerek kendimize yeni bir başlangıç yapmaktır. İçsel huzura ulaşmak için affetmenin gücünü kabul etmek ve bu sürece girmek, insanı sadece geçmişin yüklerinden kurtarmakla kalmaz, aynı zamanda daha aydınlık bir geleceğe de taşır. Bu, en iyi intikamın affetmek olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Kendi huzurumuzu korumak, sağlıklı bir iç dünyaya sahip olmak ve daha mutlu bir yaşam sürmek için affetmek, en doğru adımdır.


Yorumlar

“Bir Annenin Son Anda Verdiği Karar: İntikam mı, Affetmek mi?” için 6 cevap

  1.  Avatar
    Anonim

    insanın kendisi için affetmesi daha kolayken yakınları için affetmesi daha zor

    Liked by 1 kişi

    1. Buna katılırım, özellikle yükümlülüğünü üzerimizde hissettiğimiz kişilerde bu durum daha geçerli

      Beğen

  2.  Avatar
    Anonim

    hocam elinize sağlık güzel bir yazı olmuş.

    Liked by 1 kişi

    1. Teşekkür ederim

      Beğen

  3.  Avatar
    Anonim

    Canım Sezaicigim harika bir yazı olmus. Ben de bana zarari dokunan kisileri kendi icimde hep affetme egilimindeyim. Bana verdigi duygusal yük cogu zaman agir geliyor kin beslemenin.

    Liked by 1 kişi

    1. Haklısınız, affetmek her zaman hafifletir.

      Beğen

Yorum bırakın