Ben, Öteki ve Ötesi

Çalışma tarihi vakıaları en başından Müslüman-Hristiyan temelinden ele alıp Müslümanlık-Batı zeminine oturma macerasını geniş çerçeveden ele almaktadır. Bir tarafta Müslüman dünyası diğer tarafta Avrupa, Batı veya Hristiyan dünyası olmak üzere etkileşimleri, hayranlıkları, kavgaları ve ötekileştirme unsurlarını farklı zaman ve mekânlarda çeşitli saiklerle ve muhtelif zaviyelerle değerlendirilmektedir.

Batı’nın Müslüman dünyasına hayranlık ve kıskançlığının zamanla önü alınamaz bir nefrete dönüşmesi film şeridi gibi aktarılmaktadır. Bakış açısı olarak kitap hayranlık verecek derecede şümullü değerlendirmeler içermektedir. Kanaatim kitabın sadeleşmiş ya da kısaltılmış şeklinin lise ve ortaokul talebelerinin okuyacağı boyuta indirilmesidir. İki ayrı dünyanın zihin dünyasının ve bakışlarının kavranması açısından inanılmaz faydalı olacağı kanaatindeyim.

Kitap boyunca Batı-İslam dünyası bağlamında önyargılar, hasımlıklar, yakınlaşmalar ve çatışmalar ele alınmaktadır. Ayrıca ilişkilerin hayranlık, düşmanlık, taklit çerçevesinde her iki unsurda da farklı zaman ve mekânlarda gerçekleştiği tarihin cilvesi olsa gerektir.

Ayrıca Batı’nın egoizmi, narsistik özellikler sergilemesi, İslam kültürünün kendine yabancılaşması ve kültürüne sahip çıkamaması başka dramatik olaylardan biri olarak görünmektedir. Eski tarihlerden modern zamanlara kadar Batı’nın “her yaraya ve probleme merhem bir dış İslam düşmanlığı yaratması” saptaması oldukça kıymete değerdir.

Modern dönemde kısaca ben-öteki ilişkisi şu minvaldedir;

  • Ben ve ötekinin çarpışması yani Batı-İslam kültürünün çarpışması
  • Beni var etme fakat ötekini yok etme durumu; Bu yaklaşım genellikle Batı’nın benimsediği yaklaşım olarak görülebilir. Batı kendini var ederken İslam kültürünü yok saymasıdır. Hatta İslam kültürünün küllerinden doğmasına rağmen kabul etmediği gibi aldığı unsurları da inkâr ederek kendi ürettiğini iddia etmiştir. Adeta bir mirasyedi demek tabiri caizdir.
  • Ben ve ötekini sulandırmak; evrensel bir insanlık tabirinin ortaya atılması ve dünya insanı olma iddiası bu yöndedir.

Kitabın üslubu oldukça akıcıdır ve yalındır. Bir tarih kitabının kendini bu kadar kolay okutması yazarının dildeki maharetinden başka bir şey değildir. Kalın’ın dile hâkimiyeti kitap boyunca dikkat çekmektedir. Bu kültür ve toprağa bağlı herkesin önyargısız bir şekilde okuması elzemdir.


Yorumlar

Yorum bırakın