Sahip Olmanın İnanılmaz Hafifliği

Günümüzde ekonominin altını kaldırıp şöyle bir tozunu almak adına sallasak altından radikal hedonizm, bencillik, açgözlülük ve sahip olma duygusu ortaya çıkacaktır.

Sahip olmak temelli bir dünyada yaşıyoruz. Sahip olan her şey olabilirken sahip olmayan ya da olamayan hiçbir şey konumundandır. Sahip olmaya dâhil edilecek çok şey vardır aslında; arkadaşa sahip olmak, paraya sahip olmak, mala mülke sahip olmak, çora çocuğa sahip olmak, hatta şeytanın sağdan yaklaşması sonucu bilgiye sahip olmak ya da ibadete dine sahip olmanın verdiği inanılmaz hafiflik duygusu…

Sahip olan insanları, toplum daha değerli görülürken sahip olamayan ya da olmayan insanlar ya ilkel olarak adlandırılıyor ya da çok çocuksu bulunuyor. Köylünün küçük görülmesi ya da “köylü işte ne olacak” diye herhangi bir kişiyi aşağılaması tam olarak neyi temsil etmektedir!

Aşırı kötümser olmak istemem ama zannedersem hiçbir şeye sahip olmayan insan bir hiçtir. Herhangi bir şekilde bir şeylere sahip olan insan ise her şeyin en iyisini hak etmektedir.

İnsanların itibarını, sevgiyi, aşkı ve daha nice şeyleri hak eder tabi ki bu toplum nezdinde böyledir. Diğer tarafta eğitimli olduğu halde ya da ahlaklı olduğu halde toplum gözünde hiçbir değeri olmayan insanlar mevcuttur bunun temel nedeni acaba sahip olmaması mıdır?

Para, ün veya güce sahip olan insanlar her şeye yönelebilmektedir. Bu insanlar nazarında normal görülmektedir. Toplumumuzun en ahlaksız olarak nitelendirdiği kişiler dikkat ederseniz genel itibariyle para, ün ve güç sahibi olmayan garip guraba, fakir fukara takımı olarak addedilir. Çünkü sahip olanlar zihinlerde hiç olmadığı kadar kutsallaştırılmıştır ayrıca onlar zaten ahlaksızlık yapabilir böyle şeyler anormal bir durum değildir diye zihinlere oturmuştur.

Ünlülerin veya sanatkârların her türlü ahlaksızlığı yaşaması toplumun gözü önünde gerçekleşmektedir. Hatta onların bu ahlaksız durumları güzel adlandırmayla “küçük kaçamaklar” halini almıştır. Bu ahlaksızlıklar normal insanların hayatlarında büyük infialler yaratacak şeylerdir.

Ünlü insanlar karısını aldatır, evlilik dışı fuhuş sonucu çocuk yapar, binlerce hovardalığa girişir fakat bunlar topluma “magazin” olarak pazarda elma, armut satıldığı gibi satılır. Sahip olma temelli bir toplumda “o değerli ünlünün” çok özel sırlarına haiz olmak ve birilerine bunun dedikodusunu yapmak dahi çok kıymetlidir.

Sahip olmanın bir diğer veçhesi ise her şeyi yapma salahiyetine erişmektir. Bir ormanı yakıp kendine harikulade bir inşaat alanı açabilirsiniz. Bu ormanın yanması veya yakılması durumu apaçık ortada olduğu halde susulur. Çünkü onu yapan insan güçlüdür, parası vardır, onu yapma gücünü kendinde bulması daha önceden herkes tarafından kanıksanmıştır.

Sahip olmak eğiliminde olan bir insan diğer şeyleri bir nesne olarak görür. Karısını, çocuğunu, sevgilisini, işçisini, işini, evreni, dinini ve daha sabaha kadar sayılabilecek birçok şeyi nesne olarak görür. Ve bunlara sahip olmak için kendi otoritesinin dışına çıkacak şeylere izin verme tahammülünde bulunmayı istemez.

Toplumumuzda kadınların ayrılmak istemesi sebebiyle bir hayvan katleder gibi kesilmesinin sebebi sahip olmak duygusundan başka ne olabilir! “Onun” kendinden ayrı bir ruh, beden, zihin taşıdığını kabullenmeme gerçeği neye dayanabilir!

Sahip olma konusu masum bir çiçekte dahi rahatlıkla görülebilir. Çiçeği kopartarak koklamak isteyen insan daha çok sahip olmak temelli yaklaşmaktadır. Ona bir mal olarak yaklaşmaktadır. O benim olmalı ve yanımda bulunmalı hissidir. Bencillik kokan bir kavrayıştan başka ne olabilir.

Hâlbuki mis gibi kokan sarı papatyanın yerinde durup oradan her geçen insanın seyretmesi ve koklaması daha evla bir davranış değil midir? Çiçeğin yerinde kalıp sadece görüntüsünden ve kokusundan mütelezziz olunma durumu ise insanın tahammülünü, başka şeylere saygısını ve diğerinin varlığını benimseme durumudur yani var olma durumu.

Not: Erich Fromm: Sahip Olmak ya da Olmak


Yorumlar

Yorum bırakın